Futbol ; Faİr Play, Cesaret, Mücadele ve Zafer...

25 Temmuz 2014 Cuma

Demba Ba ve Beşiktaş

Geçtiğimiz iki sezonda özellikle maddi anlamda sıkıntılar yaşayan Beşiktaş mevcut şartlarda geçen sezon bana göre ligi iyi idare etti.Bunda Teknik direktör Slaven Bilic'in payı büyük.Koşan ve çalışan bir ekip oluşturmayı başarınca iyi maçlar çıkarttılar.
Dünya kupasının ardından kulüpler transfer çalışmalarına hız vererek ihtiyaç olan bölgelerini sağlama alma çabasına girdiler.Beşiktaş da kadrosunu forvet ile güçlendirmeyi tercih etti. Hugo Almeida gibi ağır ve kalıplı bir forvetten sonra Demba Ba gibi daha hızlı ve daha atletik bir forvet bana göre Beşiktaş'a olumlu etki yapacaktır.Demba Ba'nın mevcut şartlarda ve Bjk'nin içinde bulunduğu mali durumda yüksek bedellerle getirilip kadroya katılması elbette bir risk ancak gerek Türkiye liginde gerekse tüm liglerde bu yarışta ben de varım demek istiyorsan risklere de girmelisin,kesenin ağzını da açmalısın artık.Yönetimin bu hamlesi taraftarı memnun etmiş durumda.Ben de bir futbol sever olarak Demba Ba'nın eğer bir talihsizlik yaşamazsa ülkemizde başarılı olacağını düşünenlerdenim.Lige ve takımına renk katacağı kesin gibi ...

23 Temmuz 2014 Çarşamba

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Damn israel , Save Gaza


Filistin ateş altında , eli kanlı zalim,katil israil vuruyor Filistin'de zavallı çocuklar ölüyor.Nerede Birleşmiş Milletler , nerede Nato , nerede avrupa nerede dünya ? Bu insanlık ayıbına daha ne kadar sessiz kalacaksınız ?
Yaptıkların elbet karşılıksız kalmayacak siyonist , bebek katili israil !

18 Temmuz 2014 Cuma

Sabri Reis,Prandelli,Taraftar Açmazı

Son günlerde ülkemizin spor gündemine konu olan olaylardan bir tanesi de şüphesiz , Galatasaray'ın yeni teknik direktörü Cesare Prandelli'nin gelir gelmez ayağının tozuyla açıkladığı kamp listesi.Bu liste içerisinde en dikkat çeken isimlerin başında Galatasaray'ın kaptanlığını yapan Sabri Sarıoğlu ve Emanuel Eboue gelmekte.Sabri Sarıoğlu nam-ı değer Sabri Reis ülkemizde son yıllarda adı sıkça capslere ve geyik muhabbetlerine konu olsa da bu gerek Galatasaray için gerekse Türk futbolu için önemli bir yere sahip olmaması anlamı taşımıyor.Yeteneği,tekniği tartışılabilir ancak yüreği,forma aşkı,disiplini ve efendiliği asla tartışılmayacak isimlerden bir tanesidir bence.Yeni hocanın Sabri'yi ilk on birde düşünmemesine saygı duyabilirim ancak kamp kadrosuna almamasının bana göre elle tutulur bir yanı yok.Hele ki ülkemizdeki yabancı sınırından dolayı yerli oyuncuların kıymete bindiği şu dönemde.Galatasaray taraftarları sosyal medyada bu durumdan rahatsız olduklarını yüksek sesle dile getirmeye başladılar.Galatasaraylı yöneticilerden birisi dün bu konuda bir açıklama yapıp özetle Sabri'nin kamp kadrosuna tekrar çağrılmasını ümit ettiğini söylemiş,bakalım bu açıklama sadece bir temenni olarak mı kalacak yoksa yönetim içindeki ana fikir bu mu ?
He bir de bu olayın diğer tarafı olan vefa kısmı var.Sizler ne düşünürsünüz bilemem ; sizce de vefa sadece bir semt adı olarak mı kaldı ülkemizde ...

17 Temmuz 2014 Perşembe

2014 Dünya Kupası ve Hatırda Kalanlar

2014 Dünya Kupasında heyecanlı ve çekişmeli maçlar izledik elbet ancak bana mı öyle geldi yoksa bir çok kişi aynı şeyi mi düşünüyor bilemiyorum ; ''eski dünya kupalarına göre daha heyecansız ve monoton bir kupa serüveni izledik '' diye düşünüyorum.Panzerlerin disiplinli futbolu ve Brezilya'yı madara ettikleri maç.Hollanda milli takımında Robben ve arkadaşları da keyifli maçlar izlememize yardımcı olanlardan biriydi tabi.Bunların dışında bir kaç hatırda kalan maç ve bir kaç güzel şık gol dışında aklımda kalan pek bir şey yok diyebilirim.Unutmadan söyleyeyim ve bir kaç iyi kaleci ...

Ülkemizin dünya kupasında yer alamamasıyla başlayıp , Ronaldo'lu Portekiz'in erken veda etmesi , ev sahibi Brezilya'nın beklentilerin altındaki performansı , bir çok Avrupa takımının mücadele güçleri yüksek olsa da üretkenlik ve seyir zevki açısından iyi olmamaları ,turnuvanın ülkemizde Ramazan ayına denk gelmesi bunun nedenlerinden bazıları bana göre.
Şili , Kosta Rika gibi ekiplerin çalışkanlığı ve koşan ekipleriyle turnuvaya renk kattıklarını ve futbol severlerin takdirini kazandıklarını da söyleyebiliriz.Benim aklımda genel çerçevede kalanlar bunlar,sizler ne düşünürsünüz bilemiyorum.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Yabancı Sınırlaması Sorunsalı

Açık ve net fikrimi ortaya sunuyorum. Federasyon az sonra söyleyeceğim hatayı yapmaya devam ederse(Bir sonraki federasyon da dahil) bu Türk futbolunun gelişmeyeceğini söylüyorum.
Bugün bir yabancı kısıtlaması yapıyorsun pekala güzel ama bugün senin yetenekli kaç tane oyuncun var ki bu kısıtlamayı yapıyorsun? Burak, Selçuk, Caner, Gökhan Gönül bu oyuncular zor bela bazı zorluklardan sıyrılıp bu günlere kadar gelmiş oyuncular. Bugüne kadar hep böyle oldu ve bazı şeyler değişmezse böyle olacak gibi gözüküyor.

Şahsi fikrim yabancı sınırlamasının kaldırılması yönünde çünkü günü kurtarmak için bu yapılması gerekli. Eğer yabancı sınırlaması devam ederse başarılı olmamız imkânsız. Eğer bütün kulüpler, Kulüpler Birliği olarak tam anlamıyla artık altyapı çalışmalarını hızlandırır, oyuncularını A takım da görmek için iyi bir eğitim verirse, altyapı antrenörlerine maddi ve manevi anlamda daha iyi değer gösterirse, genç oyuncular tecrübeli ve yabancı oyuncular ile kaynaştırılırsa, işte o zaman yabancı sınırlamasını kaldırsan bile yabancı oyuncu almaya gerek duymazsın ve sonunda hem Türk Milli takımımız da hem de kulüplerimizde başarı gelir.

Bugün Almanya'nın oynadığı futbola baktığınızda adeta bir makine sistemi işlediğini görüyorsunuz şüphesiz ki, o gördüğünüz oyuncular on yaşından itibaren beraber futbol oynayan oyuncular. Almanya futbolu 99'lu yıllarda çok kötü durumdaydı ve kadroların da neredeyse Alman oyuncu yoktu. Alman Futbol Federasyon'u o yıllarda 1 Milyar Mark altyapıya yatırım yaptı ve o yatırımların sonucu şu anda gördüğümüz Dünya Kupası'nı kaldırmış ve en pahalı oyuncular. Anlatmak istediğim Almanya hayranlığı falan değil bizim de bu yatırımı daha önceden yapmış olmamız gerektiği. Şu anda Almanya'da yabancı sınırlaması yok fakat ilk 11'lerine baktığımız zaman takımın %70-80'i Alman. Fakat bu oyuncular itina ile küçük yaştan bu takım için yetiştiriliyorlar.

Eğer birgün altyapılarımızı tam anlamıyla iyileştirmiş olursak, işte o zaman yabancı sınırlamasını koymaz ve yabancıya gerek duymayız. Başarının sırrını böylece özetlemiş oldum.




 


13 Temmuz 2014 Pazar

Ligler Başlıyor , İddaa Programı Zenginleşiyor

2014 Dünya Kupasının ardından yazın son ayına girmeye hazırlandığımız şu günlerde Avrupa ligleri yavaş yavaş start almaya başlıyor.Dünya Kupası maçlarının haricinde yaz döneminde iddaa programında daha çok Kuzey Ligleri maçları için tercih yapmak durumundaydık ve yeni yeni avrupa ligleri ve Uefa Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarını görebiliyoruz bültende.Türkiye liginin açılmasına yaklaşık bir ay kadar kaldı.Takımlarımız bu süreç içerisinde bolca hazırlık mücadelesi oynayacaklar.

Avrupa liglerinin Ağustos ayının son haftasında tam anlamıyla başlamasıyla iddaa severler de yine bol maçlı zengin bültenlerle karşı karşıya gelecekler.Bültende çokça maç yer alması bir yandan iyi olurken diğer yandan zaman zaman kafa karıştırıcı olabiliyor.Bu konuda sizlere benim takip ettiğim ve uzun süredir istikrarlı ve faydalı şekilde iddaa tahminleri sunan bir siteden bahsetmek isterim.Sitenin adı oldukça kolay ve akılda kalıcı '' iddaa maçları '' web adresi ise '' www.iddaamaclari.com '' . Peki bu sitede sadece iddaa maçları mı bulunuyor ,elbette hayır.Bunun yanı sıra spor haberleri , iddaa kuponları , yeni başlayanlara rehberlik edecek ve kolaylık sağlayacak türden   iddaa terimleri ve iddaa kısaltmalarının anlamları , oynadığınız maçların skorlarını dakika dakika takip edebileceğiniz canlı skorlar , oynadığınız iddaa kuponlarını hesaplayabilmeniz için iddaa kupon hesaplama ve maçlara tahmin yapmadan önce bakmanızda büyük fayda bulunan takımların sakat , eksik ve cezalı oyuncular listesi gibi bir çok konuda sizlere ışık tutabilecek bölümler mevcut.Peki bu site sadece futbol hakkında mı hizmet vermekte ? - tabi ki hayır . Basketbol bölümünde de sunduğu istikrarlı ve güzel basketbol iddaa tahminleri sayesinde basketbol sever iddaacıları da memnun etmekte.
Kısacası bu alanda istikrarlı ve sık güncellenen bir tahmin sitesi iddaamaclari.com . Sizlerin siteyi sık kullanılan adreslerinize eklemenizi tavsiye ediyorum.Takip edin ve kararı kendiniz verin diyorum ...

28 Haziran 2014 Cumartesi

Sporda Şiddet

Bu yazımı sporda şiddete ayırmak istiyorum. Bunun en büyük son örneğini Trabzonspor-Fenerbahçe maçında görmüştük. Sporda şiddetin tamamen mantıksızlık olduğunu sizlerin de takdir edeceğini bildiğimden bu yazımla ilgili pek bir sorun olacağını düşünmüyorum.
Öncelikle sporda şiddete yol açan sebepler nelerdir onları açıklamakla başlayalım. Genel itibariyle sporda şiddete zemin hazırlayan en büyük neden iki takımın ezeli “rakip” olması. Rakip sözcüğünü kullanırken tırnak işareti içine almamın sebebi bu kelimeye dikkat çekmekti. Çünkü rakip, herhangi bir dalda sizi geçmeye çalışan, rekabet unsurlarını kullanarak sizi alt etmeye çalışan karşı taraftır. Oysaki günümüzde bu kelimenin “düşman” kelimesinden çok da farkı kalmamış durumda. Günümüz algı problemlerinin en büyüklerinden birisi bu noktada baş göstermektedir. Eğer spordaki “rakibinizi” rakip değil, düşman olarak görürseniz zaten denecek bir şey kalmamış, söz orda bitmiş demektir. Oysaki spor dostluk ve rakibe saygıyı esas olan bir bütündür. Aksi takdirde yapılan şey spor değil savaşa dönüşür ve herkes mümkün olan bütün çirkefliklerini artık düşman saydığı rakibine yapmaya başlar. Konudan daha fazla sapmamamız gerekirse, sporda şiddetin ilk sebebi taraftarların rakip takımı adeta kendine düşman ilan edip buna göre davranmasıdır. Bunda suçu olanlar yöneticiler, medya ve bilimum galeyana getirici faktörlerdir. Bu faktörler ateşi körüklemeyi durdurursa sporda şiddet problemi çok asgari düzeye inecektir. Bundan emin olabilirsiniz.
Sonraki sebep ise hakem hatalarıdır. Özellikle ülkemizde hakem hatalarına verilen taraftar reaksiyonu aşırı düzeydedir. Bu en basit haliyle herhangi küçük bir hatada hakeme ana avrat küfredilmesiyle başlar. Hata eğer ev sahibi takımın aleyhine ve büyük bir kayıp açıcı nitelikte ise sahaya akla gelebilecek her şeyin atılabileceğini görürsünüz. Yukarıda belirttiğim üzere bu tepkinin sınırlarını karşı tarafa duyulan “nefret” çizer. Bu kelimeyi burada kullanmak bir spor yazısı olduğu için çok yanlış olsa da gerçeklikte durum budur. Sonrasında maç, hakemin hatasının gölgesinde devam eder ve sonuç bu dakikadan sonra değişmeden aynı kalırsa eyvahlar olsun! Artık neler olabileceğini tahmin etmek bile istemezsiniz. Sahaya girenler, sahaya çakmak, şişe (cam olması da olasıdır.), bozuk para gibi şeyler fırlatanlar, tel örgülere saldıranlar, vs. İş çığırından tek bir hata ile çıkabilir. Böyle bir atmosferde maç yönetmek ne kadar zordur tahmin edebilirsiniz sanırım. Ve atmosfer de ister istemez hatayı getirir. Ne de olsa her şey diğer faktörlerden etkilenir. Buna insan da dahildir.
Son olarak değinmek istediğim şey ise futbolcuların hareketleri ve skordur. Eğer rakip takım oyuncusu provokatif amaçlarla bazı hareketlerde bulunuyorsa ister istemez tansiyon yükselir. Bu artık kontrolden çıkmış bir durumdur. Fakat taraftarların bu durumda sakin kalmaları ve tepkinin dozajını arttırmamaları gerekir. Skor konusuna değinmek gerekirse de; desteklediği takımın karşı taraf karşısında çok aciz duruma düşmesi iç saha taraftarını, çoğunlukla büyük rakipleri karşısında, çılgına çevirir. Sonrasında skor nedeniyle esas suçlu (bu kelimeyi kullanmak ne kadar doğruysa artık…) olarak gözüken kendi takım oyuncuları iken taraftar rakip takım oyuncularına yabancı madde fırlatmaya başlar. Sonuç itibariyle maç artık deplasman takımıyla taraftar arasında eşitsiz bir kavgaya dönüşür, sonrasında da bir ihtimal maç tatil edilir. Bu esasen deplasman takımına yarayan bir durumdur.
Yukarıda yazdıklarımla konuya mümkün olduğunca bir açıklık getirmeye çalıştım. Umarım yeterince anlaşılır olmuştur. Son olarak eklemek istediğim ise spor, özellikle futbolda karşılaştığımız şiddetin ve bu şiddetin unsurlarının iç saha avantajına sahip takıma hiçbir şey katmadığıdır. Yeterince aşikar olduğunda hemfikirizdir umarım…

15 Haziran 2014 Pazar

3 Büyüklerin Hayal Kırıklıkları

Bu yazımda size Süper Ligde iyi işler başaran büyük takımlar ve hayal kırıklığına yol açan büyük takımlardan bahsetmek istiyorum. Bütün takımları en üstten en alta birkaç cümleyle açıklamak en iyisi olur sanırım.
 Fenerbahçe’yle başlayalım. Sarı-lacivertli ekip bu sene geçen seneye göre kendine çok şey kattı ve bu sene adeta şampiyonluğu garantilemiş bir noktaya geldi. Bu durumun birçok dış etkeni olsa da ana sebep Ersun Yanal’ın takıma geldikten sonra takım kimyasını acayip şekilde değiştirmiş olması. Sayın Yanal takımı tamamen ileri oynama felsefesine göre hazırladığı ve bunda da başarılı olduğu için şu an iyi bir noktada olan takımının keyfini sürmekte. Geçen seneki felsefede kalan bir Fenerbahçe’ye şahitlik etmiş olsaydık şu anki puan farkını göremeyebilirdik. Ersun Yanal, başarının baş mimarı.
Beşiktaş’a geldiğimizde, açıkçası kulüpten başarısız olarak bahsetmek Slaven Bilic ve öğrencilerine apaçık bir haksızlık olur. Bu takımın çok daha yüksek bütçelerle kurulmuş Galatasaray’ı an itibariyle arkasında bırakması her ne kadar Beşiktaş’ın başarısı mıdır Galatasara2yın başarısızlığı mıdır tartışmaya değer bir konu olsa da sonuç itibariyle bir gerçeklik var ve bu gerçeklikte Beşiktaş Galatasaray’ı arkasında bırakmış durumda. Kadro kalitesi itibariyle Beşiktaş’ın başarısız olduğunu hiç düşünmüyorum. Her ne kadar büyük takımların bütün sezonlara mutlak şampiyonluk parolasıyla girdiklerini düşünsek de Beşiktaş’ın içinde bulunduğu maddi duruma rağmen şu an ligde 2. durumda bulunması bence takdire şayan bir durum. Ayrıca bütün kamuoyunun da kabul ettiği gibi siyah-beyazlı takım özellikle bu sene hakemlerin kurbanı olmuş gibi duruyor. Karşılaştıkları hatalar olmasaydı belki şu an Fenerbahçe’yle puan puana yarış içinde olacaklardı. Böyle bir durumda Beşiktaş başarısız bir takımdır demek bence abesle iştigalin en önde koşanlarından biri olur ki mantıksız bir yaklaşım olduğu aşikardır.
Galatasaray’a geldiğimizde durumların bu sene için pek de iç açıcı olmadığını görüyoruz. Yüksek bütçe ile kurulan bir takım ve Dünya seviyesindeki bir hoca ile gelinen nokta hiç kimseyi tatmin etmemiş gibi görünüyor ki tatmin olmak da mümkün değil. An itibariyle Mancini’nin elinde herhangi bir somut başarı yok. Bu da Galatasaray’ın başarısız olduğunun bir göstergesidir. Yarın (16.04.2014) günü Bursaspor ile Ziraat Türkiye Kupası rövanş maçında karşılaşacak olan Galatasaray’ın elinde kalan tek kulvar kupa. Deplasman istatistiği göz önünde bulundurulduğunda bu maçtan Galatasaray lehine bir skor beklemek de pek gerçekçi durmuyor açıkçası. Chelsea maçında silik bir görüntü vermese Şampiyonlar Ligi performansı daha başarılı gözükecek olan takım son oynadığı maçla bunu gölgelemiş durumda. Oysa çıktığı grupta Real Madrid ve Juventus vardı ve Juventus’u saf dışı bırakarak bir üst tura çıkmıştı Galatasaray. Şu anki tablo Galatasaray için pek iç açıcı görünmüyor. Mancini’nin yerinde kalabilmesi için en azından Türkiye Kupasını kazanması gerekiyor diye düşünüyorum.
Trabzonspor’a geldiğimizde ise istikrardan bahsetmek adeta imkansız. Galatasaray gibi iç saha-dış saha farkı da yok. Kendi sahasında da dışarıda da istikrarsız bir Trabzonspor görüyoruz. Böyle bir istatistikle şampiyonluk zaten hayale yakın bir durumken bu görüntünü Fenerbahçe’nin en muhteşem sezonlarından birine denk gelmesi de diğer iki büyük kulüp gibi Trabzonspor’un da şanssızlığı olarak göze çarpıyor. Bu durum Mustafa hoca döneminde de böyleydi, ondan sonra da pek bir şey değişmedi açıkçası. Hal böyleyken Fenerbahçe bu farka ulaşmasa, başka bir takım ulaşacaktı ki Trabzonspor yine şampiyonluktan uzak bir görüntü sergilemiş olacaktı.
Sonuç itibariyle Fenerbahçe ve Beşiktaş’tan başarılı olarak bahsedilebilirken, Beşiktaş için en azından başarısız denilebilir, Galatasaray ve Trabzonspor için aynıları söylenememektedir.

16 Nisan 2014 Çarşamba

Bursaspor Galatasaray Türkiye Kupası Rövanş Maçı

Bursaspor-Galatasaray maçında bizleri nasıl bir atmosfer ve oyun bekliyor, bunlar üzerinde birkaç kelime ile tahminde bulunmak istiyorum.
Öncelikle maçın ana hatlarına girmeden önce takımların istatistiklerinden bahsetmek doğru olur sanırım. Galatasaray takımının Spor Toto Süper Lig, Ziraat Türkiye Kupası, ve Uefa Şampiyonlar Liginde çıktığı toplam 22 deplasmanda sadece 4 galibiyeti bulunmakta. Bu istatistik bile maçın Galatasaray için çok zor geçeceğinin adeta göstergesi gibi duruyor. Bu maçtan önce Türk Telekom Arena Ali Sami Yen Spor Kompleksindeki maç ise 2-0’dan 2-2’ye gelmişti hatırlayacağınız üzere. Bu da Galatasaray’ın işini zora koşan ayrı bir durum olarak göze çarpmakta. Sonuç itibariyle deplasmana çıkar durumdasınız ve ilk golü atması gereken takım sizsiniz. Evinde galibiyeti koruyamayan sarı-kırmızılı ekip maça biraz daha ofansif bir kadroyla çıkmak zorunda gibi görünüyor. Bu durum bizlere zevkli bir maç vaat ediyor gibi. Ama takımın başında Mancini gibi önceliği gol yememeye vermiş bir hoca olduğu için bu da pek garanti gibi durmuyor açıkçası. Herhangi bir takım bu maçta skor korumaya yönelik oynarsa büyük ihtimalle kötü bir sonuçla karşılaşacaktır. Çünkü her iki takımın da ofans gücü yüksek gözükmekte. Bursaspor’daki Fernandao’nun da form grafiğinin tavan yapması herhangi bir öne geçme durumunda Galatasaray’ın savunma yapmasını zorlaştıracak gibi duruyor. Bursaspor maçın başından itibaren kontrollü ve disiplinli bir takım yapısı koyarsa ortaya Galatasaray’ın işlerinin zor olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Ki Galatasaray deplasmanlarda çok silik bir görüntü vermekte. Oyun dengedeyken maçı kilitlemeye çalışan bir Bursaspor görürsek de şaşırmayın. 0-0 veya 1-1 gibi kısır skorlu bir maç yeşil-beyazlı takıma yaramakta ki mevzubahis olan şey de kupa finali. Böyle bir vaziyet varken Galatasaray’ın işinin daha da zor olduğundan bahsedebiliriz. Önceki kupa maçları gibi yedek ağırlıklı bir kadroyla çıkmak gibi bir planı olduğunu düşünmüyorum Mancini’nin. Aksi takdirde final pek de olası gözükmüyor. Ve de biraz gerçekçi olursak elinde kalan tek kulvarın kupa olduğunu görebiliriz. Durum itibariyle kupadan elenmiş, ligdeki yarıştan da, her ne kadar yöneticiler kabul etmek istemese de, kopmuş bir takım var İtalyan hocanın ellerinde. Söz konusu haller böyleyken sayın hocanın maça sakatlar dışında as görünümlü bir kadroyla çıkması olası gözüküyor.
Bir diğer nokta ise Galatasaray’ın zaten deplasmanlarda kötü olan kadrosunun üstüne seyircisinin alacağı biletin 800 liraya fırlaması. Normalde de çok az bir taraftar desteğine sahip olacak sarı-kırmızılı ekip bu dudak uçuklatan fiyat nedeniyle daha da az bir seyirci desteğine sahip olacak gibi duruyor. Bursaspor’un maçta rakip takım taraftarını görmek istememesinin gerçekliğe dökülmüş hali gibi duruyor bu bilet fiyatları. Erkan Körüstan’ın bu konuyla ilgili verdiği demeçte fiyatların sene içinde verilen cezalar nedeniyle yoksun kalınan hasılat sonucu bu kadar yüksek olduğunu söylemesi de ne kadar inandırıcıdır sorgulamak lazım açıkçası.
Maç hakkında somut bilgiler verecek olursak sarı kırmızılı takımda Aurelien Chedjou, Hamit Altıntop ve hepsinden önemlisi Didier Drogba’nın sakatlıkları devam etmekte. Maç 20:00’da başlayacak ve maçta İlker Meral düdük çalacak.
Bu arada iç transferde Burak Yılmaz ile 2+1 yıllık bir ön protokol yapılmış olması da golcünün bu maça ekstra bir motivasyonla çıkmasını sağlayabilir. Mancini ile olan problemlerini geçtiğimiz günlerde çözen Selçuk İnan’ın da bu maçta iyi bir performans göstermesi mümkün görünüyor. Son maçtaki golün asistini de yıldız oyuncu yapmıştı. Hafta sonu oynanacak maçı da evinde Kasımpaşa ile evinde oynayacak sarı-kırmızılı takım varını yoğunu bu maça verecek gibi duruyor. Şimdiden iyi seyirler.

Yiğidoların (sivasspor) Başarısı

Merhabalar sayın futbolseverler! Umarım günler istediğiniz gibi geçiyordur. Bu yazımda size Sivasspor ve ulaştıkları başarı hakkında bahsetmeye çalışacağım. Bu takımın başarısı cidden takdire şayan bir başarı…
Öncelikle bu başarıda en büyük pay sahibi Roberto Carlos’u bu başarısından dolayı tebrik etmek gerekir. Takımın başına geldiğinden beri hiçbir zaman pozitif fuboldan vazgeçmedi. Daima takımını mümkün olduğunca ofans oynatmaya çalıştı. Türkiye’de birçok teknik direktör eğer Anadolu kulübü çalıştırıyorsa öncelikli amacı gol yememek oluyor. Roberto Carlos ise öncelikli amacını gol atmak belirledi ve bunda başarılı da oldu. Ki an itibariyle bu hafta Antalyaspor’u yenerlerse ve Trabzonspor puan kaybederse 4. Sıraya yükselmiş olacaklar. Bu Trabzonspor hariç her Anadolu kulübü için bir başarı demektir. Bu yüzden sayın Carlos övgüyü hak etmekte. Ki Sivasspor seyircisi, taraftarı, halkı, herkes Roberto Carlos’a sempati beslemekte. Başarılı olsa bile bunu kazanamayan insanlar var futbolda. Önemli bir nüanstır sempati kazanmak. Bülent Uygun döneminden beri kimsenin ulaşamadığı başarıları camiaya tekrar getiriyor gibi gözüküyor Roberto Carlos. Sezon sonunda 4. olamasa bile ben Roberto Carlos’un takımın başından gönderileceğine inanmıyorum. Çünkü dediğim gibi ortada bir pozitif futbol realitesi var, bütün Sivas taraftarı ve hemşerisinin duyduğu bir sempati var, ve Sivas şehrine getirilen Avrupa’ya gidebilme heyecanı var. Bunlar bir Anadolu takımı için önemli şeyler. Ve Roberto Carlos bu saydıklarımı Sivas şehrine yaşatır durumda an itibariyle. Ve Trabzonspor’un istikrarsız durumunu göz önüne alırsak Sivas hiç de 4.lük için geride kalacak gibi durmuyor açıkçası.
Bu başarı, tamamen çalışmanın ve üstün gayretin bir sonucu olarak gözümüze çarpıyor. Çünkü kadroya bakıldığında karşımıza çok pahalı futbolcular çıkmıyor. Demek ki takım olabilmek yıldızlara sahip olabilmekten daha önemli. Bunun en önemli örneği şu an düşme potasında bulunan Kayseri Erciyesspor. Türkiye ve dünyadan birçok tanınmış futbolcuyu kadrosunda bulunduran Kayseri ekibi için herhangi bir başarıdan bahsedebilmek şu an pek mümkün gözükmüyor. Ki sezon başında takımın başına getirilen Hikmet Karaman’la beraber hiç de azımsanmayacak şekilde iddialı görünüyorlardı. Geldiğimiz nokta itibariyle istedikleri yer arasında dağlar kadar fark olduğuna inanıyorum. Ve böyle bir takım kurduktan sonra kimse size kümede kal bu bizim için yeterli demez. Konuyu daha fazla saptırmamak gerekirse Roberto Carlos eline verilen mütevazi kadroyla şu an gelebileceği yerin daha da yukarısında diyebiliriz kısaca. Sayın hoca takımını iyi tanımış durumda, ve futbolunu ona göre oynatıyor. Her ne kadar deplasmanda silik bir görüntü verse de sonuç itibariyle Galatasaray Galatasaray’dır ve bu takım o Galatasaray’ı ligdeki son maçta yenmiştir. Biraz geriye gidersek Sivasspor’un kendi sahasında Şu an şampiyonluğu büyük ihtimalle garantilemiş Fenerbahçe’yi de yendiğini hatırlarız. Ki bahsettiğimiz iki takım sene başında şampiyonluğun en büyük adaylarıydı. Bunları başarmak her takımın yapabileceği şeylerden bir tanesi değil. Sivasspor he ne kadar istikrarsız gibi gözükse de geldiği nokta ile bu eksiğinin üstünü örtmüş durumda. Ki bu başarı Roberto Carlos’u Türkiye’nin şu anki en iyi teknik direktörlerinin arasına sokmakta. Ve kişisel olarak ben Carlos’un Mancini’den daha başarılı olduğunu düşünüyorum lig bazında. Elde bulunan kadrolarla gelinen noktalara bakıldığında Trabzonspor ve Galatasaray takımları Sivasspor’un elde ettiği başarının altında kalmış gibi duruyor açıkçası. Seneye Sivasspor Avrupa’da oynarsa büyük ihtimalle Roberto Carlos önümüzdeki günlerde daha tanınmış bir kulüple de anlaşabilir açıkçası.
Sonuç olarak, Carlos, Sivasspor’a tarihinin en iyi lig derecelerinden birini kazandıracak gibi duruyor. Umarım yanılmayız.

Ne Aramıştınız

''Hayata dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.''
Albert Camus.

Popüler Yazılar

Zİyaretçİler

Futbol Blog. Blogger tarafından desteklenmektedir.