Futbol ; Faİr Play, Cesaret, Mücadele ve Zafer...

30 Kasım 2010 Salı

Ne Oldu Mourinho Başgan?


Maçı kesik kesik izlediğim için maçla ilgili taktiksel anlamda bir şey söyleyemem ama bir Real Madrid taraftarı olarak son derece utanç verici bir skorla karşılaştığımı söyleyebilirim. Barcelona her türlü favoridir dedik, kendi evlerinde oynuyorlar dedik, Real'i yenerler dedik... Ama bana maçtan önce bir tahmin yap deseydiniz, size en son söyleyeceğim skor 5-0 olurdu. Zira Mourinho'nun kariyerinde böyle bir skor yok. Porto, Chelsea, Inter ve Real Madrid ile çıktığı 500'e yakın maçta, hiçbir seferinde 5 farklı mağlup olmamış. Geçen sene Barcelona'yı Inter ile nasıl saf dışı bıraktığında bütün alkışları kendisine yönelttiysek, kendisini "ilah" mertebesine yükselttiysek; bu ağır skorun da tek sorumlusu Mourinho'dur. Maçtan sonra "Oyuncularım beni hayal kırıklığına uğrattı. Beklediğim şeyleri sahaya yansıtamadılar" demiş. E be Mourinho Reis, elinde hangi oyuncular olursa olsun; Barcelona'ya karşı hücum futbolu oynayarak galip gelinemeyeceğini bilmiyor musun?

Maçın sonunda Sergio Ramos'un gördüğü kırmızı kart hiç şaşırtmadı. Her El Classio'da yapıyor benzer harekeketler, skor da bu kadar fazla olunca dayanamayıp milli takım kaptanına geçirmiş tokadı. Mourinho'nun futbolcu olmuş hali yani. Bundan sonra ne olur? Real Madrid'in en kısa zamanda toparlayacağını düşünüyorum fakat şampiyon olma ihtimalleri bana göre çok düşük. Başında Mourinho'nun olduğu bir takım hakkında bu tür cümleler kurmak ileride g.t olmaya sebebiyet verebilir ama görüntü bu. Barcelona'nın oynadığı oyunun adı futbol değil, başka bir şey oynuyorlar. Futbol, yalnızca insanların oynayabileceği bir oyundur.

Yanlış anlaşılma olmasın. Skor bu kadar ağır diye Mourinho Mourinholuğundan bir şey kaybetmedi. Bana göre hala dünyanın en iyi 1 ya da 2. teknik direktörü. Guardiola'yı ise Porto'nun veya Inter'in başında da görmek isteriz.

Real Madrid mi? Mourinho ile şampiyonluk, belki seneye.
..

29 Kasım 2010 Pazartesi

El Salvador'da El Classico Heyecanı!


Barcelona ile Real Madrid arasındaki büyük derbi, dünyanın her metrekaresinde heyecanla bekleniyor. Yıldızlar topluluğunu insanlar izlemek istiyor ve 90 dakikalık futbol şölenine çok az bir süre kalmış durumda. Barcelona ve Real Madrid'in şöhreti, Orta Amerika ülkesi El Salvador'da da çok büyük. Bir forma satıcısı, muhtemelen korsan olduğunu düşündüğüm formaları satışa çıkartmış. Müthiş bir görüntü. Resmi büyüttüğünüz takdirde daha net anlaşılabilir. El Salvador'un, bağımsızlığını İspanya'dan kazandığını da eklemek lazım.

Jose Mourinho ve Fenerbahçe



Aziz Yıldırım'ın ilk başkanlık yıllarına denk gelen 1999-2000 sezonunda Sarı-Lacivertli takım MTK'ya elenince Rıdvan Dilmen, istifasını verir. Yönetim de sürpriz bir şekilde Zdenek Zeman'la anlaşır. Çek teknik adam Zeman gelmeden önce ise F.Bahçe'ye birkaç yabancı hoca önerilir. Menajer Bayram Tutumlu, başlarda Bobby Robson'un tercümanlığını yapan, sonra da Barcelona B takımının başına geçirilen Mourinho'yu Fenerbahçe yonetimine teklif eder. Tutumlu ve Mourinho, İstanbul'a gelir hatta bir restoranda kebap yedikten sonra ince belli bardakta çayını yudumlayarak F.Bahçe-İstanbulspor maçını izler. Yıldırım ve ekibi ise o dönemler ismi pek duyulmayan Mourinho'yu yetersiz bulur, tercihini Zeman'dan yana kullanır.

Aradan 10 yıl geçer... Zeman'ın ardından Fenerbahçe'nin başına saymakla bitmeyecek kadar teknik direktör gelir. Zamanında ismini beğenmedikleri, tecrübesiz buldukları Jose Mourinho ise saymakla bitmeyecek kadar koleksiyonuna kupa ekler. Dünyanın en büyük takımlarını çalıştırır, en büyük başarılara imza atar. Tartışmasız bir şekilde dünyanın en iyi teknik direktörü payesini elde eder.

Nerden nereye diyor insan...

Not: Fotodaki şapkasız kişi Aurelio'nun da menajerliğini yapan Bayram Tutumlu. Bu fotoğrafları arşivinden çıkartma gereği duymuş. Ne kadar doğrudur bu haber bilemiyorum tabi...

28 Kasım 2010 Pazar

Maradona ve Pele


"Gel lan Mara, gitarın ustasını gör de bir iki şey kap" der gibi bir hali var Pele'nin. Müthiş bir fotoğraf.

Schalke Nereye?


Raul de kurtaramadı bu hafta. Felix Magath, muhtemelen kariyerinin en ağır yenilgilerinden birini aldı. Lige yeni çıkmış olan Kaiserslautern'e 5-0 yenildiler. Geçen hafta Werder Bremen'e 4 tane, bu haftaiçinde de Lyon'a 3 tane sallayınca toparlanma emareleri gözükmüştü, Magath'ın takımları zaten hep geriden gelirler; Schalke düzelir demiştik fakat ligin dibinden kurtulamadılar. Yorgunluk mu, formsuzluk mu yoksa bizzat Magath'ın hatalarından dolayı mı bu durumdalar bilemiyorum fakat şu takımın ligde sondan 4. sırada olması da hiç göze hoş gelmiyor. Hiçbir şey olmasa dahi, kalesinde Neuer gibi bir adam var. Rakitic ve Matip gibi genç yeteneklerin yanında bir efsane Raul var. Huntelaar, Farfan gibi futbolcular var; hepsinden öte başında Magath denen "otorite, disiplin, saha içi organizasyon" gibi kelimelerle özdeşleşmiş bir futbol adamı, bir lider var. Ama sonuç hüsran. Geçen sene şampiyonluğu ve lig kupasını Bayern Münih'e kaptırmışlardı, bu sezona da bomba transferlerle girince şampiyon ihtimallerini fazla görüyordum. Olmadı. Rüya çabuk bitti. Şimdi olmayan hedefler için uğraşacaklar, belki Avrupa bile hayal oldu artık...

25 Kasım 2010 Perşembe

Inglourious Basterds


Vizyona gireli çok oldu ama henüz yeni nail olabildim izleme şerefine... Yalnızca üstteki resimdeki Albay Hans Landa karakteri için bile izlenmeye değer bir filmdir. Çok zevk aldım, çok beğendim. İzlemeyenler en kısa zamanda izlemeliler bence.

Bu da blogun ilk spor harici postu olsun...

23 Kasım 2010 Salı

Barcelona vs. Real Madrid


Real Madrid'in başına Jose Mourinho'nun geçmesiyle beraber El Classico bambaşka bir boyuta geçti. Geçtiğimiz aylarda Şampiyonlar Ligi'nde Barcelona'yı yarı finalde eleyip Santiego Barnebau stadında finalde de Bayern Münih'i yenerek kupayı alan Mourinho, Real Madrid'in yolunu tuttu. Katalanlar'ın nefret ettiği Portekizli maçın çok büyük bir öneminin olmadığını söylese de durum hiç de öyle değil. Hem Real Madrid hem de Barcelona ligde çok az puan kaybettikleri için, şampiyonluk yarışında birbirleriyle oynadıkları maçlar çok büyük önem arz ediyor.

Real Madrid ile başlayalım.

Jose Mourinho’nun Real Madrid’in başına geçişinin ardından ben genel kanının aksine biraz olumsuz düşünüyordum. Mourinho maçtan maça değişen taktiğiyle her zaman için size güzel futbol vaad etmez. 2 pozisyon bulup tek gol atarak maç kazandırma taktiği birçok maçta işe yaradı, bu taktikle Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu dahi kazandılar. Her zaman için kazanıyor ancak Real Madrid yönetimi ve camiası için kazanmaktan daha önemli olan bir şey var: Güzel futbol. Mourinho bunun ne kadarını gerçekleştirebilir? Bir süre sonra takım galip gelmesine rağmen ıslıklar yükselir mi? gibi sorular sezon başında benim kafamı kurcalıyordu. Ancak şu ana kadar oynadıkları futbolla gelecek adına umut verdiler. Hiç de kötü oynamıyorlar. La Liga’da aldıkları iki beraberlik maçında biraz kötü oynamışlardı ve Levante maçında da ıslığı görmüşlerdi ancak ilerleyen haftalarda takımın hücum gücü yükseldi ve bol gollü galibiyetler alındı.

Real Madrid şu an dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı takımı resmi olarak. Aldıkları kupalar ortada. Şampiyonlar Ligi’nde de 9 kupayla bu arenada da liderler. Ancak 9 sezondur Şampiyonlar Ligi’nde başarısızlar. Finale dahi çıkamadılar. Mourinho ise biliyorsunuz gittiği her takımla hem ligde hem de Devler Ligi’nde başarılı bir hoca. Chelsea’yi 50 yıl sonra Premier Lig şampiyonu yaptı ve iki kez CL’de yarı finale çıkardı, bir kez de çeyrek finale yürümüşlerdi. Ancak kupayı isteyen Abramovic, Mourinho’yu başarısız bulup yollarını ayırmıştı. Porto’ya yıllar sonra CL şampiyonluğunu kazandırdı. Inter’e 65 yıl sonra CL şampiyonluğu kazandırdı. Bu takımları aynı zamanda iki kez üst üste lig şampiyonu yaptı. Vs vs.. bir sürü başarısı var ve Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırmayı çok isteyen Madridliler’in bu isteklerini yerine getirebilecek mi bakalım…

Real Madrid’in bu sezon oynadığı hemen hemen her maçı izledim. Takım her maçta rakibinden üstün oynadı, topa bolca sahip oldu ve gol için her daim yüklendi. Orta sahada Khedira beklentimin aksine hiç sırıtmadı ve Xabi Alonso takımın beyni konumunda. Bütün toplar ondan çıkıyor, sahanın her yerine isabetli paslar atıyor. Müthiş bir gözlemci! Mesut ise fiziki dezavantajına rağmen kendi stiline uygun bir ligde mücadele ettiğinden dolayı oldukça iyi oynuyor. Sezona iyi bir giriş yaptı ve hemen hemen her maçta ya gol atıyor ya da asist yapıyor. Cristiano Ronaldo kaldığı yerden devam etse de mutlaka bazı şeyleri değiştirmek zorunda. Geçen sezonki gibi her gördüğü yerden şut atmıyor, bu iyi bir gelişme ancak artık aldığı topları arkadaşlarına da göndermeli, hep kendini düşünüyor. Zor maçlarda takımı adına zararlı olabilir.

Mourinho takımda çok büyük değişiklikler yapmadı. Hala 4-2-3-1 oynuyorlar ve ileride tek forvet Higuain oynuyor. Benzema da artık işlerini yoluna koymuş durumda, sonradan oyuna girdiği maçlarda takıma yaralı oluyor. Ayrıca Carvalho’nun transferi ve Pepe’nin iyileşmesiyle beraber defanstaki sıkıntılar bir nebze olsun giderilmiş vaziyette. Hücum oyuncularının pres yapmaktaki eksikliği takım savunmasında bazen sıkıntılara yol açsa da şu an için çok büyük bir problem gözükmüyor.


Barcelona cephesinde ise son oynanan Almeria maçında atılan 8 golün sevinci yaşanıyor. Messi müthiş bir form grafiği tutturmuş durumda ve hemen hemen her maçta gol atıyor. Messi'nin önderliğinde Barcelona maçlarını çok fazla zorlanmadan kazanıyor. Takım Real Madrid'in 1 puan gerisinde, ikinci sırada. Bu büyük maçı kazanmaları halinde liderlik koltuğuna oturacaklar.

Ben Barcelona'yı uzun uzun yazmak istemiyorum zira geçen sene neyse bu sene de aynılar. Takımda çok bariz bir değişim yaşanmıyor, incelenecek yeni bir durum yok. Yalnızca gözden kaçırılmaması gereken bir durum var. Barcelona bazı maçlarda artık 3-4-3 dizilişiyle oynamaya çalışıyor. Real Madrid karşısında bu şekilde oynayacaklarını zannetmiyorum, en azından öne geçmedikleri sürece 4-3-3'e devam edeceklerdir fakat ileriki zamanlarda bu diziliş daha fazla gündeme gelecektir. Misal Sevilla maçında bu dizilişi denemişlerdi ve oldukça başarılı olmuşlardı. O maçın analizini de bloga yazmıştım, şuradan inceleyebilirsiniz.

Barcelona'nın stadında oynanacak maç öncesinde ilk konuşma Mourinho'dan geldi. Üstte de bahsettiğim üzere, bu maçın çok da fazla öneminin olmadığını, Barcelona ile defalarca Şampiyonlar Ligi'nde karşılaştıklarını, ve o karşılaşmaların hepsinin ölüm kalım maçı olduğunu, bu maçın ise sonucu ne olursa olsun fazla bir tesirinin olmayacağını söylemiş. Keza Cristiano Ronaldo da Barcelona'nın Almeria karşısındaki galibiyetine ithafen, "Bize 8 gol atamazlar, Pazartesi görüşürüz" türünden gider yapmış...

Maç her yönüyle tam seyirlik. Bir aksilik olmazsa televizyon karşısındaki yerimizi alacağız ve keyifli bir 90 dakika geçireceğiz. Gönlümüz her zamanki gibi Eflatun-Beyazlılar'dan yana!

Biraz Nostalji;



Mourinho'nun Barcelona günlerinden...


Mourinho'nun Barcelona günlerinden... Guardiola yedek kulübesindeyken...


Guardiola, o zamanların genç yeteneği, şimdilerin öğrencisi olan Xavi ile golün sevincini yaşıyor...

21 Kasım 2010 Pazar

Ne Olacak Bu Feyenoord'un Hali?!


Bir ülkenin futboldaki lokomotiv takımlarında işler yolunda gitmiyorsa, bu yalnızca o takımlarla ilgili bir şey değil; ülke olarak ciddi bir sıkıntının göstergesi olabilir. Geçenlerde Hollanda'da bir araştırma yayınlanmıştı. Takımlarının yenildiği günün ertesi günü insanlar mutsuz oluyorlarmış. Bu mutsuzlukları da doğal olarak gündelik hayata yansıyormuş. İnsanlar arasındaki iletişimde beş karış suratlar konuşuyor, ani gereksiz tepkiler verilebiliyor; hatta çalışırken isteksiz davranmalar yüzünden ülkenin işveriminde o günlük küçülme olabiliyormuş. Futbolu hayatının merkezine yakın bir yere koyanlar için bu son derece normal. En önemsediği şey futbol olan bir kişi için takımının aldığı galibiyet birçok şey ifade ediyor, takım kötü gittiğinde ise o insanın da hayatında bazı düşüşler olabiliyor.

Bu konu yalnızca ülkenin büyük takımları için geçerli bir durum değil tabii ki. Tutku, takımın büyüklüğü ile doğru orantılı değil hiçbir zaman. Gelgelelim, bu lokomotiv, büyük takım taraftarlarının futbolla yaşadığı heyecan, kendi takımının maçlarında yaşadığı heyecan kadar ezeli rakibinin maçlarında yaşadığı heyecandır. Ligdeki şampiyonluk yarışı ve maçlardaki atmosfer, en çok ezeli rakip ile yaşandığı zaman yoğunlaşır. O büyük rakibin kötü gittiği zamanlarda elbetteki bir taraftar olarak sevinilir lakin bir diğer yandan ligdeki yaşanan heyecanın dozu biraz azalır.

Galatasaray, tarihinin en çalkantılı günlerinden birini yaşıyor. Ben bir Fenerbahçeli olarak, çok afedersiniz, kıs kıs gülerek izliyorum olanları. Yalan yok, ezeli rakibimin, en büyük rakibimin şu durumlarda olması beni tabii ki mutlu ediyor. Şampiyonluk yarışında bir rakibim eksilmiş oluyor. Amma velakin, bir diğer yandan; Fenerbahçe'nin Galatasaray ile ya da Beşiktaş ile değil de; Bursaspor'la, ne bileyim ben, Kaysersispor'la şampiyonluk için yarışması hiç hoşuma gitmiyor. O tadı alamıyorum ben. Yanlış anlaşılmasın, Kayserispor'u, Bursaspor'u, Trabzonspor'u ya da bundan sonra şampiyonluk için yarışmamız muhtemel olan diğer Anadolu takımlarını küçümsemek için söylemiyorum bunları. Ama siz de takdir edersiniz ki Galatasaray ile yarışmayınca olmuyor, Galatasaray'sız bir zirve yarışı, bana çok da fazla heyecan vermiyor. Tamam, şampiyon olmasınlar ama zirve yarışından bu kadar da erken kopmasınlar...

Yazıyı buradan hareketle Hollanda'nın en büyük takımlarından biri olan Feyenoord'a bağlamak istiyorum. Amsterdam derbisinin bu büyük tarafı, 15 maçta yalnızca 13 puan alarak sondan 3. sıraya yerleşmiş durumda. An itibariyle lider PSV Eindhoven ile aralarındaki puan farkı 23. Ve daha 15. haftada bu fark oluştu. Kadrolarında birçok genç futbolcu var fakat tecrübeli-tecrübesiz dengesini tutturabilmiş değiller, kendilerine yakışmayacak derecede kalitesiz bir kadroları var.

Ezeli rakipleri PSV'ye tam 10-0 yenildiler. 10-0 yahu. Bu skor Feyenoord'un ne denli kötü bir durumda olduğunun bir kanıtı. Bu sezon oynadıklar 3-4 maçı izleme şansım oldu. İzlediğim maçlar içerisinde gördüm ki, topu defans ve ortasaha arasında çevirmekten başka yaptıkları bir şey yok. Hücumda yaratıcı değiller ve bu da maç içerisinde kısır bir takım görüntüsü veriyor. Benim görüşüme göre bir takımın "iyi" takım olabilmesi için ya hücumda ya da defansta sağlam görüntü vermesi gerekiyor. Misal, Kayserispor defansif anlamda üst düzey bir takım olmasına rağmen hücumda biraz kısırlık çekiyor, ama bana göre iyi bir takım. Keza Trabzonspor hem defansta hem ofansta dengeyi tutturabildi, ligin en iyi takımı. Beşiktaş ikisinde de bocalıyor, iyi bir "takım" değil. Feyenoord da keza aynı şekilde.. Hücumda bu kadar boş bir takımın en azından geride iyi organize olması gerekirken Feyenoord bunların ikisini de yapamıyor. Ligin en sıradan takımlarından biri gibi hareket ediyorlar. Hele de ülkenin bu kadar büyük takımı bu görüntü içerisinde ise doğal olarak eleştiri ve dalgaların boyutu bir hayli büyüyor.

Bugün de Groninden deplasmanında 2-0 mağlup oldular. Maçı izledim. Groningen iki güzel golle mağlup etti Feyenoord'u. Belki maç başa baş gitti ama Groningen maçı kazandıracak kadar pozisyon buldu ve bunları kullandı. Feyenoord onları bile bulamadı. Hiçbir şekilde tehlike arz etmediler. Yalnızca topa daha fazla sahip oldular ama tehlikeli bölgeye gidemediler. 10-0'lık mağlubiyete rağmen istifası kabul edilmeyen (o nasıl bir şeyse?) teknik direktör Marco Been, takımı ne kadar çabuk ve ne şekilde toparlar bilemiyorum ama işi çok zor. Şamar oğlanına döndürdü takımı.

17 Kasım 2010 Çarşamba

Avrupa'nın 4 Büyük Liginde Son Durum


İngiltere Premier Lig


Daha önce oynadığı 12 maçta 5 gol yemiş Chelsea'ye tek maçta 3 gol atan Sunderland, Ada'da haftanın sürprizine imza attı. Buna rağmen Ancelotti'nin ekibi hala zirvede, ancak Arsenal'la aralarındaki puan farkı 2'ye indi. Manchester United, deplasman fobisini yenemiyor. Oynadıkları 7 deplasman maçında 6 beraberlik 1 galibiyet alabildiler. Maç başına 1 puan. Geçtiğimiz hafta da 2-0 geriye düştükleri Aston Villa deplasmanında 2-2'lik galibiyeti yakaladılar. Chelsea'nin puan kaybettiği bu haftada kazanmaları halinde haftayı kârlı kapatabilirlerdi fakat olmadı, en azından zirveden uzaklaşmadılar. Üst üste aldığı 3 galibiyetle ilerisi adına "Acaba?" dedirten Liverpool, Wigan ile berabere kalıp Stoke'a yenilince taraftarlarını gene hayal kırıklığına uğratmış oldu. Orta sıralarda gezmeye devam ediyorlar. Roy Hodgson'un kredisi yavaş yavaş tükeniyor. Futbolcu bazında bakarsak son zamanlarda Ada'ya damgasını vuran isim, herkesin hemfikir olduğu üzre, Tottenham'lı Gareth Barry oldu.


İspanya La Liga


Büyük maç Barcelona - Real Madrid maçına 2 hafta kala La Liga'da Real Madrid liderliğini sürdürüyor. Mourinho'nun kapıştığı teknik direktörün takımı Sporting Gijon, Real Madrid'e çok iyi direndi, hatta kazanabilirlerdi de. Fakat bir maçı daha kurtaran büyük yetenek Higuain, takımını zirvede tutmayı başardı. Cezalı Mourinho, maçı locadan seyretti, pek heyecanlı değildi. Kulübenin havası farklı tabii... Messi'nin sürüklediği ve iki güzel gol attığı maçta Barcelona, Villarreal'i 3-1 mağlup etti. Barcelona'nın, oynadığı takım farketmezsizin her maçta rakibini bu denli "ezmesi", oynadıkları futbolun standartın çok ama çok üzerinde olduğunun bir başka göstergesi. Puan tablosunda maçtan önce 2 puan öndeydiler fakat maçı izleyenler Villarreal adına pek de öyle düşünmezdi. Klasik Barça maçlarından biri oldu. Mehmet Topal'ın cezası nedeniyle oynamadığı maçta Valencia, Getafe'yi 2-0 yenerek dört maç aradan sonra galibiyet aldı.


Almanya Bundesliga

Her anlamda Almanya'nın en büyük takımlarından biri olan Borussia Dortmund, tarihinin en iyi lig başlangıcını yaptı. Jurgen Klopp, kurduğu bu genç ve dinamik takımı her maçın favorisi konumuna getirdi. Yakın zamanda batma noktasına gelen, borç batağında yüzen Dortmund, yönetimin doğru hamleleri ie belini doğrultmuş durumda. Yaş ortalaması 24 olan bu güzel takım; oyuncularıyla, hocasıyla, stadyumu ve taraftarıyla, oynadığı güzel futbolla ve de Nuri Şahin'le kesinlikle takip edilmesi gereken bir takım. Nuri'nin önderliğinde şampiyonluğun en büyük favorisi haline geldiler. Bayern Münih ise inişli çıkışlı gide gide 6. sıraya oturdu. Van Gaal, birçok oyuncusunun Dünya Kupası'nda mücadele etmesinden dolayı lige konsantre olamadıklarından şikayetçi. En yakın zamanda düzeleceklerdir diye tahmin ediyorum. Mainz rüzgarı dindi. Lige 7'de 7 yaparak başlayan, hatta Van Gaal'den dahi "Şampiyon olabilirler" iltifatını alan Tuchel'in takımı, son 5 maçta yalnızca 1 galibiyet alabildi, Dortmund'un müthiş formundan dolayı da zirveden tam 7 puan uzakta kaldı. Umarım kötü gidişata bir an önce son verirler, zira bu kadar güzel bir başlangıcın kötü bitmesi üzücü olur. 60 dakika boyunca maçı 3-0 önde götüren Stuttgart, Kaisersautern'in müthiş geri dönüşüne engel olamadı, maç berabere bitti. Magath'ın hocası, Raul'un futbolcusu olduğu Schalke, ligin dibine demir attı. Felix Magath, bir kulüpten daha kovulma arefesine mi geldi acaba?


İtalya Serie A

Benitez, Mourinho'nun bıraktığı yerden devam etmeyeceğini en başından itibaren gösterdi. Inter'e daha güzel futbol oynatacağını söyledi. Lakin bu yalnızca lafta kaldı. Eto'o'nun bireysel çabalarıyla aldıkları bir iki maç var, bunun dışında takım olarak hareket ettiklerini söylemek çok zor. Mourinho'nun takımı maçın genelinde defansif bir görüntü çizse de, hücumda belirli bir stile sadık kalıp en azından maç kazanırdı. Benitez'in takımı bunu bile yapamıyor. Kaleye gidemiyorlar, izlerken ızdırap veriyorlar. Ben en azından lige iyi başlayacaklarını tahmin ediyordum, Mourinho'nun bıraktığı takım en azından ligin ilk yarısında güzel top oynar diyordum ancak Benitez Mourinho'nun mirasını bile yiyemiyor. Kadro olarak değil ama saha içindeki denge olarak sil baştan yapmaya çalıştığı takım, Benitez'in kafasındaki takım değil. Meşhur "uyumsuzluk" lafını kullanmak zorunda kalıyoruz. Bir Intersever olarak "Hadi be Benitez" diyorum... Ezeli rakipleri Milan'da ise işler yolunda. Oynadıkları son 8 maçta 7 galibiyet aldılar. Buna Inter derbisi de dahil. Ibra-Robinho-Pato üçlüsü takımı sırtlıyorlar, Pirlo ile Seedorf ise resmen şarap gibiler. Her geçen yıl fiziki olarak düşüş gerçekleştirseler de hala onları izlemek büyük bir zevk. Bir büyük psikopat Gattuso, bu sezon toplamda 7 sarı kart görerek bizleri şaşırtmadı. Çizme'nin en büyük derbilerinden birinin mavi yakası Lazio, geçen sezon düşmekten son anda kurtulurken şimdi şamponluk mücadelesi veriyor. Milan'ın hemen ardından ikinci sıraya yerleştiler. İtalya'da şampiyonluk çok şeye gebe.

15 Kasım 2010 Pazartesi

Spor Toto Süper Lig'de 12. Hafta


Konyaspor 0 - 1 Kayserispor

Şota ile beraber bir kez daha bir önceki sezonun üzerine koyan, gelişen bir takım olan Kayserispor, zorlu Konya deplasmanından da galibiyetle döndü. Ertuğrul Sağlam'ın ardından gelen Tolunay Kafkas ile beraber defansif olarak iyi organize olan, hücumda ise çok fazla yaratıcı olmayan Kayserispor, Şota'nın gelişi ile beraber savunması ile ortasahası arasında çok iyi organizasyon kurup oyunun her alanında aktif ve sert bir takım oldu. Hücumda ise birçok yaratıcı futbolcusu var. Ancak buna rağmen gol üretmekte sıkıntı çekiyorlar. Ortasaha oyuncularının hücum yönü yüksek ancak hedef bir santforları yok, bundan dolayı da topu cezasahasının çevresinde gezdirip duruyorlar, tehlikeli olsalar dahi bu skor tabelasına yansımıyor. Devre arasında alınacak net bir santrfor ile bu sorunu giderebilirler. Konyaspor'da ise istikrarsızlık devam ediyor. Çok bariz gol sıkıntısı çekiyorlar, bunun da temel nedeni organizasyon bozukluğu ve ilerideki az adamla oynama sevdası. Ziya Doğan'ın gol yememeye çalışma düşüncesini anlıyorum fakat 34 maçın 34'ünde de beraberliğe oynaması bana garip geliyor.

Bucaspor 0 - 0 Ankaragücü

İstanbul'un üç büyüklerinden birini yenen takımın bir sonraki maçında kötü netice almasına çok rastladık. Benim bu istatistiği de ele alarak yaptığım maç öncesi tahminlerimde, Buca'nın kötü gidişatını da hesaba katarak, 0-0 ya da 1-1 gibi bir beraberlik bekliyordum. Öyle de oldu ancak maçın skoru bol gollü de olabilirdi. Her iki tarafın da zaman zaman tehlikeli olduğu bir maç oldu, Ankaragücü alınan 1 puana sevinirken, Buca düzlüğe çıkmayı bir süreliğine daha geçiktirdi. Ankaragücü'nde Sapara'ya verilen kaptanlık, kendisine yaramış gibi gözüküyor. Bariz bir şekilde takımın liderliğini üstlenmiş durumda. Ligin ilerleyen haftalarında maçlara damgasını vurabilir.

Eskişehirspor 0 - 0 Antalyaspor

Hocasının ve kaptanının tribünde olduğu, uzun bir zamandır galibiyete hasret olan Eskişehirspor'un mutlaka kazanması gerekiyordu. Geçen sezon ligimizin en zor deplasmanlarından biri olan Eskişehir'de bu kadar kısa sürede ne değişti? Futbolcuların hocayı sabote ettiği haberleri çıktı, kötü neticelerden dolayı Rıza Çalımbay görevini terk etti ve hiç de etik olmayan bir şekilde göreve gelen Bülent Uygun, göreve gelişinin hemen ardından "karanlık işler" yaptığı suçlamasıyla 8 maç ceza aldı. Takımın kaptanı da buna eşlik etti ve maçı beraber tribünden izlediler. Taraftarların artık sabırları taşmışa benziyor, maçın ardından küçük de olsa protestolar vardı zaten. Eskişehirspor nasıl kurtulur? Bilemiyoruz. Antalyaspor ise maça son derece rahat çıktı. Mehmet Özdilek'in bu kadar kısa sürede takımın çehresini bu denli değiştirmesi takdir edilmesi gereken bir durum. Djiehoua, başına diktiği iki stoperi adeta mesleğinden soğutuyor. O yapısıyla boksör olmaktan son anda vazgeçmiş olan Fildişili oyuncu, çok fazla skorer olmasa dahi takımı ileriye taşıma ve orada tutma adına önemli bir isim. Biraz da cezasahası içerisinde etkili olduğu takdirde yeni bir Hakan Şükür neden olmasın? Ve de belki de Milan Baros'un yokluğunda golcü sıkıntısı çeken Galatasaray'a neden ilaç olmasın? Bu devirde zencisiz takım mı kaldı?

Bursaspor 0 - 2 Trabzonspor

Şenol Güneş'in gelişinin ardından eskiye nostalji yapan Trabzonspor'lu taraftarlar, mutlu sona ulaşabilecekler mi? Görünen o ki; hocasıyla, futbolcularıyla, oynadığı güzel futbolla ve umut veren yapısıyla Trabzonspor şampiyon olmaya en yakın takım. İstanbul'un üç büyüklerinin kötü gittiği şu dönemde Trabzonspor ligin zirvesine oturmuş durumda. Bursa deplasmanından galibiyetle dönmek ve kalesinde çok büyük bir tehlike yaşamamak, bu ligde her takımın başarabileceği bir şey değil. Şenol Güneş'in hem maç öncesinde hem de maç sırasında yaptığı hamleler, galibiyeti getirdi. Maça ısırarak başladılar, Bursa'ya top göstermediler ve ilk çeyrekte işi bitirdiler. Ardından tempoyu düşürüp skoru koruma güdüsüyle geriye çekilseler de, yaptıkları savunma bilinçsiz bir savunma değildi. Şenol Güneş'in verdiği kararlarla Bursaspor adeta saha içerisinde kilitlendi. Ertuğrul Sağlam'ın Beşiktaş'tan ayrılmasına sebep olan gollerden birini atan Jaja, bu maçta da durmadı ve iki klas golle Bursa'yı yıktı. Jaja, sen çok yaşa! Trabzon'un attığı ikinci gol, size de geçen haftaki Galatasaray maçında attıkları golü hatırlatmıyor mu? Orada da Engin Baytar Servet ile cebelleşmiş, Servet topu kaptırıp Umut'a göndermiş, Umut golü yapmıştı. Bu sefer aynı noktada topla buluşan isim ise Engin Baytar yerine Umut oldu. Ömer Erdoğan, kendisine yakışmayacak bir şekilde topu kaptırınca geçen sefer Umut'un olduğu bölgede bu sefer Jaja vardı ve topla buluşup golünü attı. Bursa'da gemisini kurtarmaya çalışan isim Insua idi. Çok çalıştı, çok çabaladı, çok iyi paslar attı ama kendisine eşlik eden yoktu; emeğine yazık oldu.
Maçla ilgili daha detaylı analize şuradan bakabilirsiniz.


Gaziantepspor 2 - 1 Fenerbahçe


Geçen hafta nihayet güzel futbolunu sonuca da yansıtıp Ankaragücü'nü deplasmanda yenen Gaziantepspor, bu kez sahasında Fenerbahçe'yi yendi. İstanbul'un üç büyüklerine karşı Anadolu takımlarının aldığı klasik galibiyetlerden biri değildi bu. Net bir galibiyet aldılar; 90 dakikanın her dakikasında Fenerbahçe'den daha üstün oynadılar. Özellikle ortasahada Fenerbahçe'yi, biraz ağır bir ifade olacak ama, ezdiler. Zaten hücum özürlü olan Cristian Baroni, orta yuvarlağa dahi yaklaşamadı. Mehmet Topuz, adeta bal yapmayan arı gibiydi. Sahada bir şeyler yapmaya çalışıyordu ama büyük bir ihtimalle kendisi de amacının ne olduğunu bilmiyordu; boş boş koştu 90 dakika. Tek olumlu hareketi vardı; o da golün öncesinde Alex'e attığı şık pastı. Ama bunu her maçta yapamıyor. Laf Alex'ten açılmışken ordan devam edelim. Süper Lig kariyerindeki 100. golünü attı efsane. Her biri akıl dolu, her biri ayrı güzellikte, her birinin anlamı büyük. Gaziantep'e attığı gol de çok şıktı. Lakin Alex, gitgide verimsizleşmeye başlıyor. Sert deplasmanlarda yumuşuyor, etkisizleşiyor. Öncen böyle değildi; önceden fiziki yetersizliğini zekasıyla tamamlar, kendisine yapılan presi ani hareketlerle bertaraf ederdi. Lakin artık fiziki yapısı eskisi kadar bile değil, kendisine de yardım eden olmayınca yalnızca istatistiğini geliştiriyor. Eski takımına karşı oynadığı bir maçta daha sahanın yıldızı olan Olcan Adın, belli ki hocası Tolunay Kafkas'tan bol bol şut çekme emri almış. Kaleyi nereden görürse görsün, abandı! Volkan'ı geçemedi ama bir kontra atakta galibiyeti getiren isim oldu. Antep'in sol beki Ivan de Souza, defans-ofans dengesini sağlam tutmasıyla bu ligin en iyi sol beklerinden biri olduğunu gösterdi.


Kasımpaşa 2 - 0 Sivasspor


Ligimizde geçen senenin Barcelonası Kasımpaşa, teknik direktör Yılmaz Vural'ın sezon başı ağır revizyonlarından dolayı bu sezonki macerasına kötü başladı. Uzun bir aradan sonra ilk puanlarını geçen hafta Beşiktaş'a karşı almışlardı, bu hafta da kendi evlerinde ligin bir diğer hayal kırıklığı yaratan takımlarından Sivasspor'u yendiler. Rıza Çalımbay, kötü tercihinin bedelini ödüyor diyebilir miyiz? Bu kadar buhranlı günler geçiren Sivasspor'un başına geçmekle hata etmişti bana göre, şimdi toparlamakla uğraşıyor, bakalım başarabilecek mi...


İstanbul BŞBspor 2 - 1 Karabükspor

Emenike önderliğinde yeni yükseldiği Süper Lig'de üst sıralara tırmanan Karabükspor, istikrarsız devam ediyor ama en azından üst üste puanlar kaybetmiyor. Geçen hafta kazanmışlardı, bu hafta kaybettiler. Gelecek hafta oynayacakları maçta büyük bir ihtimalle yenilmeyecekler. Ligde üst üste 4. galibiyetini alarak Fenerbahçe'yi geçen ve 4. sıraya yerleşen Belediye, sessiz sedasız şampiyonluğa mı koşuyor? Bana göre her türlü şu ligin en gereksiz takımlarından biri olsalar da, yönetimi, hocası ve futbolcularıyla beraber takip edilmesi gereken bir takım oldukları muhakkak. Abdullah Avcı'yı yeni Mourinho ilan edenlere de biraz daha beklemelerini tavsiye ederim. Şöyle Kayseri, Sivas, Konya şehirlerinde bir hocalık yapsın bakalım...


Gençlerbirliği 0 - 2 Beşiktaş


Şampiyonluk yolunda bir ağır yara daha almak istemeyen Beşiktaş, Ankara'ya kesik yiyen Fatih Tekke'den yoksun gitti. Bobo'nun yokluğunda Schuster golcü pozisyonuna Quaresma'yı koysa da taktik 4-6-0 gibiydi. Bana göre olmayan bir penaltı pozisyonunda Guti'nin golüyle devreye önde girdiler. İkinci yarıda Schuster'in maçın ardından dediği gibi, defansa çekilip kontra ataklarla tehlikeli olmaya çalıştılar. Nitekim Gençlerbirliği'nin daha etkili olduğu bu devrede Beşiktaş maçı koparan golü kontra ataktan buldu ve şampiyonluk yarışında tekrar "Ben de varım" dedi.


Galatasaray 0 - 2 Manisaspor


Hikmet Karaman'ın göreve gelmesinin ardından düzlüğe çıkan, Trabzonspor'u ve Beşiktaş'ı 3 golle yıkan Manisaspor, bu kez de Galatasaray'ı yendi. Rijkaard'ı sabote eden futbolcuların başında geldiği iddia edilen Servet, Makukula'yı tutamadı ve üst üste iki hafta boyunca iki kritik hata yapmış oldu. Hagi'nin gelişiyle beraber oyun olarak değil ama mücadele anlamında üst düzeye gelen Galatasaray, bu mücadelesiyle, azmiyle, Fenerbahçe maçında skoru 0-0'da tutmayı başarmıştı. Antalyaspor maçında ise evsahibi olmasının da avantajıyla, hücumda biraz daha kıpırdayıp galibiyet almıştı. Buna rağmen daha iyi oynayan taraf Antalyaspor'du. Trabzonspor maçında da durum farklı değildi. Öncelikle yenilmemek için uğraşmışlar, az pozisyon vermişler, hücumda ise bireysel yeteneğe kalmışlardı. Ancak Servet'in hatasıyla gelen golle beraber maçın seyri değişmişti. Manisapor maçında, hele de zirve mücadelesi açısından bu kadar değerli bir maçta Hagi yine risk almadı. Takım bu sefer mücadelesini de nispeten kaybetmiş. Bununla beraber hücumda organizasyon eksikliği çektiler. Pino'nun ve Sabri'nin şutlarına baktılar. Onlar gol olmayınca, kalelerinde gördükleri 3 pozisyonda 2 gol yediler. Hagi'nin mutlaka ama mutlaka gol yollarında daha etkili bir takım yaratması gerekiyor.

Ne Aramıştınız

''Hayata dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.''
Albert Camus.

Popüler Yazılar

Zİyaretçİler

Futbol Blog. Blogger tarafından desteklenmektedir.