Futbol ; Faİr Play, Cesaret, Mücadele ve Zafer...

24 Temmuz 2012 Salı

Sezona Girerken


Fenerbahçe'nin bu sezonki ilk resmi maçına sayılı günler kala kadro yavaş yavaş şekillenmeye başladı ve takımın eksik yönleri ortaya çıkmaya başladı. Hazırlık maçlarıyla alakalı genelde oynanan oyunun fazla önemsenmemesi gerektiği söylense de ileriye dair fikir yürütebileceğimiz belki de en önemli referans kaynağımız da bu maçlardaki görüntüler. Yine de hazırlık maçlarına çok fazla girmeden genel bir görüş belirtelim.

Öncelikle transfer sezonu Fenerbahçe için bitmiş değil ve iki kritik bölgeye oyuncu alınacak. Stoper mevkiisi için Yobo halledildi deniyor, takımı tanıması bakımından iyi transfer ama Şampiyonlar Ligi için ne kadar yeterli olur onu o zaman göreceğiz. Bir diğer oyuncu aranan bölge ise orta sahanın ortası. Emre'nin gidişinden sonra o bölge için alınan tek oyuncu Mehmet Topal oldu, onun da Emre'nin boşluğunu doldurması çok zor. Zira oyun anlayışları, oyun karakterleri, topla münasebetleri ve agresiflikleri tamamen zıt. Emre orta saha ile hücum bölgesi arasında direkt olarak bağlantı kuran, topu ileriye taşıyan bir oyuncu iken Mehmet Topal daha çok orta yuvarlağın gerisinde duran, stoperden pas alıp en yakınındakine pas atan, oyun kurulumuna katkısı az olan bir oyuncu. Topla kat etme becerisi de zayıf. Cristian'la ikili olup bu işi kotarabilirler mi? Bence zor. Cristian da maç konsantrasyonu zayıf, ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir oyuncu. Bence ilk 11 için ikisinden biri fazla olur ve eğer 4-2-3-1'in orta ikilisi Topal - Cristian olacaksa bu yetersiz olacaktır. Haliyle çok doğru bir stratejiyle Fenerbahçe'nin transfer komitesi o bölge için oyuncu arıyor. Mümkünse bir an önce bitmeli bu transfer ki önümüzü görelim.

Son günlerde bir de Fenerbahçe için santrfor isimleri geçiyor. Bence aciliyeti yok gibi ama Sow'un hazırlık maçlarındaki görüntüsü ve sık sakatlanması sebebiyle kaliteli bir yedek almak lazım gibi.

Alexli

Alex varsa diziliş de sistem de belli. 4-2-3-1 oynanır, bütün toplar Alex'le buluşur, ortaya alınacak yeni transferle belki oyun kurulumu dağılır ve Alex de rahatlar. Kadro da şöyle olur:

Volkan
Gökhan - Yobo - Egemen - Hasan Ali
Kuyt - Transfer - Topal - Stoch
Alex
Sow

Alexsiz 4-3-3

Alex'in olmadığı maçlarda hocanın kafasında nasıl bir diziliş, sistem, kadro var bilemiyoruz. Ama en mantıklı seçim 4-3-3 gibi duruyor:

Volkan
Gökhan - Yobo - Egemen - Hasan Ali
Cristian - Topal
Transfer
Kuyt - Sow - Stoch

Alexsiz 4-4-2

Bir diğer ihtimal de Alex'in olmadığı maçlarda denenebilecek 4-4-2.

Volkan
Gökhan - Yobo - Egemen - Hasan Ali
Mehmet Topuz - Transfer - Mehmet Topal - Caner
Kuyt - Sow

Fenerbahçe'nin yedeklerinde, ilk 11 oyuncularını aman aman zorlayacak kalitede isimler göremiyorum. O yüzden yaptığım kadrolarda isimler değil dizilişler değişiyor sürekli. Belki Cristian - Mehmet Topal rekabeti görebiliriz, bir de Hasan Ali - Caner ya da Stoch - Caner. Onun dışında Bekir ya da Serdar'ın Yobo ya da Egemen'i kesebileceğini düşünmüyorum keza Orhan Şam'ın Gökhan Gönül'ü. Belki formsuz olduğu dönemlerde Sow kenara çekilip Kuyt onun bölgesine geçebilir ya da Mehmet Topuz zaman zaman Kuyt'ı kesebilir.

Hadi hayırlısı.

22 Temmuz 2012 Pazar

Orhan Gencebay - Dilenci

Fazla söze gerek yok. Büyük müzik üstadı, efsane sanatçı Orhan Baba'nın efsane şarkısı Dilenci. Arada futbol dışına çıkıyoruz, kusura kalmayın.

Ne Senle Ne Sensiz


Alex de Souza ile Aykut Kocaman meselesi yeniden alevlendi. İkili arasında futbol mantalitesi anlamında bir fikir ayrılığı olduğu doğrudur; bunu Alex de ifade etmişti zaten. Fakat ikisi de hem sportif hem insani anlamda çok kaliteli isimler, haliyle bu fikir çatışması kavgaya, husumete dönüşmeden hocanın geldiği ilk sezonun başında çok büyümeden bitmişti. Aykut Kocaman takımı birden Alexsizliğe itmenin yanlışından kısa sürede dönmüş, takımda da yavaş yavaş taşlar yerine oturmaya başlamış, nihayet sezon sonunda şampiyonluk gelmişti. Geçen sezon ise hem Alex'in inanılmaz performansı hem de malum şike olayları yüzünden Aykut hoca Alex'le ilgili yeni bir karar almadı. Sürekli ilk 11'de çıktı. Bu sezon ise tamamen futbola döndük ve hocanın da takımın da kafası rahat. Haliyle kafasındaki Alex meselesini tekrar masaya yatırdı Aykut Kocaman.

Nedir bu mesele? Hoca Alex'i çekemiyor mu? İkili arasında terlikli kavga mı oldu? Alex'in tipi mi hoşuna gitmiyor Aykut Kocaman'ın? Hayır. Konu tamamen sportif. Aykut Kocaman'ın kafasındaki ideal futbol düşüncesine uymuyor Alex'in futbolu. Alex gibi bir adam her türlü sisteme gider diye düşünülebilir fakat hoca daha iyi bir orta saha profili hayal ediyor muhtemelen. Alex koşmuyor, koşuyorsa da bu koşular takımın pres futboluna yönelik verimli koşular değil. Top rakipteyken Fenerbahçe hep bir adam eksik oluyor ve orta saha çabuk deliniyor. Alex atıyor, attırıyor ama takımdaki oyuncular Alex'e aşırı güven duydukları için tüm organizasyonu onun üzerine yığıyorlar, Alex kötü olduğu zamanlarda da Fenerbahçe tat vermiyor ve bu hocayı düşündürüyor demek ki. Ve bunun için kolları sıvadı, cesaretli adımlar atıyor Kocaman.

Şöyle ki, hoca geçenlerde "Alex artık yaşlandı, onun oynadığı süreleri azaltacağız ve hem ondan maksimum verim alacağız hem de onsuz Fenerbahçe'nin planlarını yapacağız" dedi. Bu bence bu konudaki en mantıklı yol. Alex gittiğinde takım sudan çıkmış balığa dönmesin diye bazı maçlarda Alex'in olmadığı bir Fenerbahçe izleyeceğiz. Böylece hem Alex diri kalacak ve kendi performansını ortaya koyacak, hem de Alex'siz Fenerbahçe'nin provalarını göreceğiz. Bir taşla iki kuş. Mantıklı değil mi?

Tabii bu işin en pozitif yönü. Ve bu yol meşakkatli bir yol. İçinde birçok soruyu barındıran bir yol:

- Alex yedekliği kabul eder mi?
- Alex'in kulübede olmasına taraftar ne der?
- Mağlubiyetler geldikçe hoca bu sevdadan vazgeçip Alex'e sarılır mı?
- Takımda Alex gibi bir adam varken onu yedek bekletmek enayilik değil mi?
- Bir maç Alex'li bir maç Alex'siz oynayan oyuncular organizasyon sıkıntısı çekerler mi?

Bunlar da işin olabilitesi yüksek yanları. Özellikle 4. soru tüm tartışmaların belki de en önemli sorusu. Fakat o varken ondan verim alıp o gittikten sonra inanılmaz bir boşluk hissetmek de kötü olacak. Onsuz bir takımın nasıl olması gerektiğini yavaş yavaş ayarlamak gerek. Bakalım sezon içinde bizi neler bekliyor. Umarım kazanan Fenerbahçe olur.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Leyla İle Mi Mecnun?


Türk televizyonlarında bu kadar kısa sürede bu kadar değişime uğrayan başka bir dizi var mıdır merak ediyorum. Dizinin belkemikleri Leyla, Arda ve Zeynep ayrıldı ilk önce. Ben bu üçlüden en az Leyla'ya üzülmüştüm. Tamam güzel kızdı, ama kötü oyuncuydu. Yeni bir karakterle daha güzel oluyor diyordum ki diziye yeni bir Leyla koyarak aynı yerden devam etmek yerine iki Leyla koyup değişik bir hikayeye döndüler. Ardından dizi toparlanma sürecini çabuk atlattı ve her bölüm tekrar güldürmeye devam etti ama eski havasını kaybetmişti. Akış, hikaye yoktu. Kısa kısa skeçler izliyormuşuz gibime geliyordu sürekli. Neyse, artık buna alıştık derken şimdi de dizinin Leylalarından biri olan Müge Boz ayrılmış. Ve de dizinin ismi "Leyla İle Mi Mecnun?" olmuş. Mecnun rolündeki Ali Atay'ın konuşma şeklinden bir isim değişikliğine gitmişler. Bu yalnızca böyle bir basitlik mi göreceğiz. Bana ilk başta "Leyla ile mi Mecnun yoksa başkasıyla mı?" düşüncesi uyandırdı ama bakalım, hayırlısı.

İsmail Abi, Erdal Bakkal, Mecnun, İskender ve Yavuz beşlisi bozulmadığı sürece dizi güldürmeye devam edecek gibi. Yine umarım birisini kurtarma, banka soyma gibi tüm mahallenin dahil olduğu bir plan olur da olaylar olaylar eşliğinde güleriz. Merakla bekliyorum yeni sezonu.

10 Temmuz 2012 Salı

Hamit Altıntop Meselesi


Hamit Altıntop şüphesiz şu an en iyi yerli isimlerden biri, hatta belki de en iyisi, mevkii farkı gözetmeksizin. Oynadığı takımlar da bunu gösteriyor zaten. Oyun içi liderliği, sahanın her bölgesinde oynayabilmesi, 90 dakika bitmeyen konsantrasyonu onu üst düzey bir futbolcu yapıyor. Ancak bazı özellikleri de Bayern Münih ve Real Madrid'de tutunamayıp tersine Türkiye'de olay transfer olmasını sağlıyor. Bir kere tempolu değil. Yaşı o kadar ilerlememiş olmasına rağmen hızlı bir oyuncu olmadığını görüyoruz; bunu tecrübesi, aklı ve tekniğiyle kapatıyor. Yeterli mi? Galatasaray için, Türkiye ligi için yeterli olacaktır ama işte Münih'te, Madrid'de vasat bir oyuncu konumunda.

Fenerbahçe ile adı geçtiğinde beni o kadar heyecanlandıran bir isim olmamıştı. Bir kere şu kadroda onu koyacak yer yoktu. Sağ bek, sağ açık, sol açık, Alex'in mevkiisi zaten olmazdı. Geriye bir tek orta saha bölgesi kalıyor ki hali hazırda Mehmet Topal'ı defansif orta saha olarak düşünürsek Hamit mecburen çift yönlü orta saha olacaktı. İşte kritik nokta burası. Herkesin yorumu farklı olabilir, herkese de saygı duyuyorum fakat Hamit her maç üst düzey performans veremeyecekti o bölgede. Ben böyle düşünüyorum.

Ancak Galatasaray'a transfer olunca işler değişti. Melo'nun da kadroya katılacağını düşünürsek Selçuk - Melo - Hamit'li orta saha ligin fazlasıyla üzerinde olacak. Alex ve Mehmet Topal'ın yanında çift yönlü oynamak başka, Selçuk - Melo ikilisinin yanında oynamak başka. Ayrıca Fatih Terim'in 4-4-2 oynatacağı maçlarda da sağ açıkta oynayacaktır, ki en verimli olduğu bölge de orası zaten. Maliyeti beni ilgilendirmez, onu Galatasaraylılar düşünsün. Kağıt üzerinde şahane bir transfer olarak gözüküyor şu an. Fenerbahçe'ye atılan çalım da cabası.

Bu psikolojik üstünlüğü bertaraf etmek de Fenerbahçe yönetiminin becerisi olacak. Karşı yakada Hamit'i düşününce alınacak ismin tatmin edici olması zor görünüyor, bakalım bu kim olacak?

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Mantıklı Hamleler


Aykut Kocaman yıllardır Fenerbahçe'nin ihtiyaç duyduğu futbol aklı bakımından bir şans. Yaptığı transferler, modern futbola uygun hamleleri ve yıllardır hiçbir hocanın cesaret gösteremediği Alex'siz takım yaratma düşüncesi. Bunlar önemli işler. Geçen sene 3 Temmuz sürecini yaşamasaydık belki de takım tarihinin en güzel zamanlarını yaşayacaktı. Çok iyi bir kadro, inanılmaz güçlü bir camia vardı (hala öyle). Aykut Kocaman yapmak istediği şeyleri sanırım bir sene gecikmeli olarak yapacak bu sefer. Şike süreciyle birlikte camianın takıma olan aidiyeti inanılmaz ölçüde arttı ve artık saha içinde olup bitenler eskisi kadar önemli değil. Bu yüzden hocanın kredisi çok fazla, kafası da rahat ve teknik direktör/sportif direktör/futbol şube sorumlusu gibi bir görevi var. İstediği ortam sportif anlamda fazlasıyla mevcut. Sorumluluklarından doğan görev alanı gereği de transferlerde de birinci adam konumunda. Hal böyle olunca yapılan işlerin mantıklılık, gereklilik, tutarlılık oranları da artıyor. Alınan Kuyt, Hasan Ali, Egemen, Mehmet Topal ve halen stoper ve orta sahaya aranan oyuncular portföyüne baktığınızda çok fazla eleştiri yapamıyorsunuz.

Hasan Ali'ye ödenen bonservis bedeli belki çok olabilir ama yabancı sınırlaması yüzünden o bölgeye yerli bir oyuncu almak güzel oldu. Hem genç, hem de yıllarca takıma katkı verebilir. Zaten gelir gelmez yaptığı açıklamada da epey hırslı olduğunu görüyoruz.

Keza stoper mevkiine en az iki kaliteli futbolcu gerekiyordu. Yine yabancı sınırlamasını da hesaba katarsak, Egemen Korkmaz transferi inanılmaz güzel bir iş oldu. Türk pasaportlu daha iyi bir alternatif bulmak zor, bonservis bedeli ödenmeden de alındığını düşünürsek; yılın en iyi transferlerinden biri oldu şimdiden bence.

Mehmet Topal'a gelecek olursak benim pek beğendiğim bir oyuncu değil. Hücuma katkısı ve tekniği sınırlı, yavaş. Ayrıca defansif orta saha için gerektiği kadar sert olmadığını düşünüyorum. Geriye de pek bir şey kalmıyor zaten. Ama Türk pasaportu, mental anlamda İspanya'da ilerleyişini düşünürsek en fazla "vasat" transfer diyebilirim Mehmet için. Yine de defanstan ilk topları alıp ileriyle pas bağlantısını kuracak kadar o bölgenin adamıdır elbette.

Son olarak Liverpool etiketli futbolcu Kuyt, hem taraftarı heyecanlandıran hem de performansı bakımından beklentileri karşılaması en muhtemel oyunculardan biri. Bazı futbolcular için yaş muhabbeti yapmak pek anlamlı olmuyor, Kuyt da bunlardan biri. Yaşı ilerlese de temposundan hiçbir şey kaybetmemiş, fizik-teknik dengesini çok iyi tutturmuş net bir isim. Takıma katkısı bolca olacaktır.

Yapılan transferleri yanında halen aranan oyuncular var. Yobo halledilmeye çalışılıyor. Takımı ve ligi tanıması bakımından elbette ilk alternatif o olacak ama daha iyisi de aranabilir. Yine de iyidir tabii ki. Bir de Mehmet Topal'ın yanına, çift yönlü bir orta saha alınacak. Geçen sezon Lassana Diarra için uğraşılıyordu, şike olayı patlayınca transferler durdu. Bu sene bir kez daha o bölge için oyuncu aranıyor ki belki de şu an en çok ihtiyaç duyulan bölge orası. Emre'nin gidişinden sonra Mehmet Topal'ın hücuma olan katkısını düşünecek olursak ilerisiyle bağlantı net olarak kurulamayacaktır. Kaliteli bir isim şart.

Uzun lafın kısası, şu ana kadar Aykut Kocaman ve futbol komitesinin yaptığı hamleler olumlu, devamı da gelecektir. Belki taktik, oyun görüşü anlamında hocanın eksik noktaları vardır ama hem Fenerbahçe'nin hem ülkenin ihtiyaç duyduğu mükemmel bir futbol beyni var. Umarım her şey yolunda gider ve uzun yıllar bu takımı yönetir Kocaman adam.

İlerleyen yazılarda bir kez daha hortlayan Alex vs. Kocaman (!) meselesini, takımın taktik ve dizilişini yazmayı düşünüyorum. Artık blogda daha aktif olacağım inşallah.

Aziz Yıldırım


Ortada beraat kararı yok. Tahliye var ama bununla birlikte verilmiş bir ceza kararı da var. Fenerbahçe'nin başkanı, yöneticisi ve hatta tercümanı şikeden dolayı ceza aldı. Hem sportif hem adli yargıda Fenerbahçe'yi yönetenler suçlu bulundu. İşin Yargıtay ayağı da var ama ben bizim camiadaki "zafer" algısını çözebilmiş değilim. Benim içim kan ağlıyor.

Ama neyse... Aziz Yıldırım artık dışarıda. Umarım bir şekilde suçsuzluğu ispatlanır, bizim de yüzümüz kızarmaz. Özgürlük güzel şeydir sanırım, hayırlı olsun başkana.

21 Haziran 2012 Perşembe

Heyttt!!!


"Öncelikle Fenerbahçe'de başarılı olmak istiyorum. Ondan sonra Milli Takım'da kalıcı olmak istiyorum. Ben çok mutluyum. Türkiye'nin en büyük kulübüne geldim. Başka bir kulüp ya da Avrupa umrumda değil"

Şu açıklamadan sonra gönlümdeki sarı-lacivert heyecanın en yoğun yaşandığı yere oturdu yeni transfer Hasan Ali. Gökhan Gönül de aynı açıklamayı yapmıştı 2 sene önce. Keza Volkan Demirel de... Fenerbahçe sizlerle güzel, iyi ki varsınız.

Maalesef bu yazının konusu Hasan Ali Kaldırım'ın hücuma nasıl katkı verdiğiyle alakalı teknik bir yazı değil, belki onu ilerde yazarız. Benim için şu açıklama yeter, sahada da gereğini yerine getirecektir diye düşünüyorum. Hayırlı olsun, şansın yanında olsun Hasan.

12 Haziran 2012 Salı

Danimarkalı Kız Gerçeği!



Hollanda - Danimarka maçında ekranlara Danimarka tribünlerinden güzel bir bayan takıldı. Twitter'da, Ekşi sözlük'te bunun çok muhabbeti yapıldı, eh herkes gibi biz de beğendik. Ancak erkeklik hormanlarımızn kapitalist düzence kullanıldığı gerçeğini üzülerek öğrenmiş oldum dün. Nedir bu kızcağızın olayı peki? Yeni çıkan AMK gazetesinde dün çıkan haberi aynen buraya aktarıyorum:

En güzel kandırmaca

Futbol turnuvalarında tribünlerde ve stat çevresinde güzel kızlar basının her zaman ilgisini çeker. Önceki gün oynanan Danimarka - Hollanda maçında ilginç bir olay yaşandı. Maç içinde bir ara kameralara yansıyan Danimarkalı güzel, erkeklerin ekrana daha dikkatli gözlerle bakmalarına neden oldu. Ama bu görüntü detaylı bir şekilde incelendiğinde askılı tişörtüyle yürekleri hoplatan güzelin göğsünde İskandinavya kökenli bir bahis şirketinin logosunun olduğu net bir şekilde görülüyordu. Yani firma ucuz yoldan reklamını yapmak için yem kullanmıştı.

EURO 2012'de İlk Maçlar

Gruplarda ilk maçlar tamamlandı. Oynanan 8 maça bakıldığında futbol kalitesi olarak üst düzey 90 dakikalar izleyemedik. Fakat bol sürprizin olduğu, beklentilerin yüksek olduğu takımların hayak kırıklığı yarattığı maçlar oldu. Polonya - Yunanistan maçında olanlar enteresandı mesela. İlk yarı biterken 10 kişi kalan Yunanistan'ın ikinci yarıda fark yiyeceği tahmin ediliyordu, zira takımın koca ilk yarı pozisyonu yoktu, inanılmaz temposuzdular ve Polonya hızlı oyunuyla ikinci yarı işi bitirebilirdi. Öyle olmadı. İkinci yarıya Salpingidis hamlesiyle başlayan asık suratlı hoca Santos, istediğini fazlasıyla aldı. Salpingidis maçın hikayesini bir anda değiştirdi. Önce gol attı, durumu 1-1 yaptı. Sonra penaltı yaptırdı ama kaptan Karagounis kaçırdı, ardından bir gol daha attı ama o da ofsayttı. İlk yarıdaki tempolu Polonya ise koca devreyi ilk 10 dakikadaki oyunları haricinde bomboş geçirdi.

Rusya - Çek Cumhuriyeti maçında Rusya'nın güzel futbolunu izledik. Arshavin, Alan Dzagoev gibi yetenekli ayaklar hücumda etkinlik yarattılar ayrıca Zenitli oyuncu Kerzhakov'un kaçırdığı birçok pozisyon var, fark daha da açılabilirdi. Ruslar geride iyi kapanıp hücuma hızlı çıkıyorlar, turnuvada bu özellikleriyle sürpriz yapabilirler. Fakat bunları söylerken Çekler'in kötü futbollarını da göz ardı etmemek lazım. İnanılmaz kopuk bir defans anlayışı, hücum kabızlığıyla birleşince daha ilk maçtan turnuvaya veda eden takım oldular.

Hayak kırıklığı yaratan ilk takım olan Hollanda, Danimarka karşısında birçok pozisyona girmesine rağmen son vuruş beceriksizliği yüzünden kalesinde gördüğü az pozisyona rağmen yenilmekten kurtulamadı. Evet Hollanda belki birçok pozisyona girdi, onları eleştirmemiz skor yazarlığı olarak anlaşılabilir fakat o toplar kalenin içine girseydi de sahada düzensiz, taktiksel anlamda kötü bir takım olduğu aşikardı ki ben maç yazısını bile kafamda kurgulamıştım. 4-2-3-1 ile sahadaydılar fakat defans ile forvet arasında koca bir kara delik vardı. Ne geridekiler ileriye destek veriyordu ne de ileridekiler geriye. Van Bommel - De Jong ikilisi geri dörtlüyle birleşikti, ileriye nadiren katılıyorlardı. Sneijder, Afellay, Van Persie ve Robben dörtlüsü tamamen organizasyondan uzak, bireysel çabalarıyla gol arıyorlardı ilerde. Buldukları pozisyonları da beceriksizlikleri yüzünden değerlendiremeyince mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Almanya maçında Robben'in son vuruşlarına çeki düzen vermesini umuyordur Bert van Marwijk herhalde.

Grubun kârlısı Almanya ise Portekiz karşısında vasat oyununa rağmen Gomez'in golüyle 3 puanı alan taraftı. Löw'ün takımında bir düşüş olduğu ortada. 2010 Dünya Kupası'ndaki muazzam kontra atak oyunları yok, ayrıca set oyununda iyi değiller. Portekiz ise mağlubiyete rağmen sahada doğruları yapan taraftı. Geride alanı iyi kapadılar, kontralara da mümkün olduğunca hızlı çıkmaya çalıştılar ama Cristiano Ronaldo'ya ayak uyduran oyuncu sayısı minimum olunca ataklar pek sonlanamadı. Buna rağmen galibiyeti alacak kadar net pozisyon da yakaladılar. Pepe'nin direkten dönen şutunda ve maçın uzatma anlarındaki yüzde yüzlük net pozisyonda şans yanlarında değildi.

İspanya - İtalya maçı hem taktiksel anlamda hem de maç içi dinamikler anlamında en ilginç maçlardan biriydi. Sahaya net bir forvet olmadan çıkan İspanya topu her zamanki gibi ileri bölümde dolaştırıyor fakat ceza sahasında net vuruşlar gelmiyordu. İtalya ise geride tüm adamlarıyla kompakt bir alan savunması yapıyor, ileriye de gayet güzel çıkıyordu. Oyuna sonradan giren Di Natale kalite kokan bir vuruşla İtalya'yı öne geçirdi. İspanya çok gecikmeden benzer bir golle dengeyi sağladı. Oyuna sonradan giren Torres kısa süre içerisinde iki net pozisyon, bir de kenardan tehlike yarattı ama gol atmayı başaramadı, biraz daha süre olsaydı golü atacakmış hissi verdi ya da tersten bakmak gerekirse; oyuna ilk 11'de başlasa her şey İspanya adına daha güzel olabilirdi.

Grubun en karlısı Hırvatistan oldu. Zaten amaçları ikinci olmaktı, diğer maçtan gelen beraberlik sonucuyla da buna çok yakınlar. İrlanda maçının çok az bir kısmını izlediğim için daha fazla yorum yapamayacağım. Gruptaki en kritik maç şüphesiz İtalya - Hırvatistan maçı oldu bir anda, bekliyoruz.

Fransa - İngiltere maçı futbol heyecanı bakımından en alt seviyedeki maçlardan biriydi. Benim beklentimin yüksek olduğu Fransa, kırık döküklerle ve minimum beklentiyle turnuvaya gelen İngiltere karşısında yeteri kadar etkili olamadı. Ribery, Nani, Benzema, Cabaye ve geriden destek veren Debuchy beşlisiyle saldıran Fransa, pas futbolunun sonunu getiremedi, kilidi açamadılar. Daha hızlı olmalılar, daha çok şut çekmeliler ve oyunu çok sıkıştırıyorlar, biraz daha geniş alanda oynamalılar. Ayrıca Benzema, sağa sola deplase olmaktan gerçek rolünü unutmuştu neredeyse, ceza sahasına daha çok girmeli. İngiltere ise birçok eksik ve yeni hocasıyla zaten pek fazla bir şey beklenmeyen bir takımdı. Fransa karşısında 90 dakikayı geride kabul eden, hücuma çıkamayan, kısır bir takım görüntüsü verdi. Diğer maçlarda da enteresan bir değişim beklemiyorum, gruptan çıkamayacaklar büyük ihtimalle. Rooney ise 3. maça yetişecek ama o zamana kadar iş işten çoktan geçmiş olabilir.

Ukrayna - İsveç maçının az bir kısmını izledim. Bir şey diyemeceğim ama İsveç'ten galibiyet bekliyordum, sonuç benim için sürpriz oldu. Futbolun iki efsanesi Ibrahimovic ve Shevchenko'nun golleriyle sanırım güzel bir maç olmuştur. Ayrıca Ukrayna grup ikinciliği açısından en şanslı takım oldu diye tahmin ediyorum.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Nihayet...


Geç oldu ama güzel oldu. Bence Fenerbahçe'nin 100 yılı aşkın tarihine en yakışmayan adam olan Emre Belözoğlu taraftarın büyük bir kısmınca kabul gördü, kaptan yapıldı, çok sevildi. Arkasından büyük üzüntü duyanlar bile var. Bence bu durumun 2 tane basit açıklaması var. Birinci açıklaması güzel oyunu. Taraftar güzel oynayan, takıma katkı veren oyuncuları seviyor, bu gerçek. İkinci açıklaması ise sahada taraftar fanatizminde hareket edip aşırı tepkiler göstermesi. Taraftarların sinir olduğu, küfür ettiği noktalarda devreye Emre giriyor, adeta sahadaki biz (!) gibi davranıp taraftarla bütünleşiyor, sahada taraftar kendinden bir futbolcu görüyor. Fakat Emre'nin agresifliği hiç de normal değildi, ben futbolcunun çok koşanını iyi pas atanına tercih eden birisi olmama rağmen Emre'nin sahadaki ben olduğuna kanaat getiremedim. En ufak bir olayı inanılmaz büyüten, yurtdışında futbol oynarken Türkiye'ye dönersem sadece Galatasaray'a dönerim diyen, futbolcuları, hakemleri taraftara işaret eden, hocasına, takım arkadaşlarına defalarca saygısızlık yapan, verdiği sözlerden dönen, tamamiyle antipatik bir adamdı. İyi futbolu bence bu durumu gölgelemiyor. Taraftarların büyük kısmı benim gibi düşünmüyor elbette, onlara da saygı duyuyorum fakat yarın bir gün Zokora'nın Fenerbahçe'ye transfer olduğunu düşünün, o zaman kim bize Zokora'nın baş tacı edilmeyeceğinin garantisini verecek? Taraftarlar iyi futbola bu kadar tav olmamalı diye düşünüyorum ben.

Bir de Emre'nin yeri nasıl dolacak mevzuusu... Doldurulur efendim, doldurulur. Emre bulunmaz hint kumaşı değil, ayrıca abartıldığı kadar takıma katkı veren bir oyuncu değil. Daha insaniyetlisi, daha kalitelisi (oyun anlamında) bulunur, lütfen arkasından gözyaşı dökmeyelim.

Ne Aramıştınız

''Hayata dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.''
Albert Camus.

Popüler Yazılar

Zİyaretçİler

Futbol Blog. Blogger tarafından desteklenmektedir.