Futbol ; Faİr Play, Cesaret, Mücadele ve Zafer...
EURO 2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EURO 2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2012 Salı

Danimarkalı Kız Gerçeği!



Hollanda - Danimarka maçında ekranlara Danimarka tribünlerinden güzel bir bayan takıldı. Twitter'da, Ekşi sözlük'te bunun çok muhabbeti yapıldı, eh herkes gibi biz de beğendik. Ancak erkeklik hormanlarımızn kapitalist düzence kullanıldığı gerçeğini üzülerek öğrenmiş oldum dün. Nedir bu kızcağızın olayı peki? Yeni çıkan AMK gazetesinde dün çıkan haberi aynen buraya aktarıyorum:

En güzel kandırmaca

Futbol turnuvalarında tribünlerde ve stat çevresinde güzel kızlar basının her zaman ilgisini çeker. Önceki gün oynanan Danimarka - Hollanda maçında ilginç bir olay yaşandı. Maç içinde bir ara kameralara yansıyan Danimarkalı güzel, erkeklerin ekrana daha dikkatli gözlerle bakmalarına neden oldu. Ama bu görüntü detaylı bir şekilde incelendiğinde askılı tişörtüyle yürekleri hoplatan güzelin göğsünde İskandinavya kökenli bir bahis şirketinin logosunun olduğu net bir şekilde görülüyordu. Yani firma ucuz yoldan reklamını yapmak için yem kullanmıştı.

EURO 2012'de İlk Maçlar

Gruplarda ilk maçlar tamamlandı. Oynanan 8 maça bakıldığında futbol kalitesi olarak üst düzey 90 dakikalar izleyemedik. Fakat bol sürprizin olduğu, beklentilerin yüksek olduğu takımların hayak kırıklığı yarattığı maçlar oldu. Polonya - Yunanistan maçında olanlar enteresandı mesela. İlk yarı biterken 10 kişi kalan Yunanistan'ın ikinci yarıda fark yiyeceği tahmin ediliyordu, zira takımın koca ilk yarı pozisyonu yoktu, inanılmaz temposuzdular ve Polonya hızlı oyunuyla ikinci yarı işi bitirebilirdi. Öyle olmadı. İkinci yarıya Salpingidis hamlesiyle başlayan asık suratlı hoca Santos, istediğini fazlasıyla aldı. Salpingidis maçın hikayesini bir anda değiştirdi. Önce gol attı, durumu 1-1 yaptı. Sonra penaltı yaptırdı ama kaptan Karagounis kaçırdı, ardından bir gol daha attı ama o da ofsayttı. İlk yarıdaki tempolu Polonya ise koca devreyi ilk 10 dakikadaki oyunları haricinde bomboş geçirdi.

Rusya - Çek Cumhuriyeti maçında Rusya'nın güzel futbolunu izledik. Arshavin, Alan Dzagoev gibi yetenekli ayaklar hücumda etkinlik yarattılar ayrıca Zenitli oyuncu Kerzhakov'un kaçırdığı birçok pozisyon var, fark daha da açılabilirdi. Ruslar geride iyi kapanıp hücuma hızlı çıkıyorlar, turnuvada bu özellikleriyle sürpriz yapabilirler. Fakat bunları söylerken Çekler'in kötü futbollarını da göz ardı etmemek lazım. İnanılmaz kopuk bir defans anlayışı, hücum kabızlığıyla birleşince daha ilk maçtan turnuvaya veda eden takım oldular.

Hayak kırıklığı yaratan ilk takım olan Hollanda, Danimarka karşısında birçok pozisyona girmesine rağmen son vuruş beceriksizliği yüzünden kalesinde gördüğü az pozisyona rağmen yenilmekten kurtulamadı. Evet Hollanda belki birçok pozisyona girdi, onları eleştirmemiz skor yazarlığı olarak anlaşılabilir fakat o toplar kalenin içine girseydi de sahada düzensiz, taktiksel anlamda kötü bir takım olduğu aşikardı ki ben maç yazısını bile kafamda kurgulamıştım. 4-2-3-1 ile sahadaydılar fakat defans ile forvet arasında koca bir kara delik vardı. Ne geridekiler ileriye destek veriyordu ne de ileridekiler geriye. Van Bommel - De Jong ikilisi geri dörtlüyle birleşikti, ileriye nadiren katılıyorlardı. Sneijder, Afellay, Van Persie ve Robben dörtlüsü tamamen organizasyondan uzak, bireysel çabalarıyla gol arıyorlardı ilerde. Buldukları pozisyonları da beceriksizlikleri yüzünden değerlendiremeyince mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Almanya maçında Robben'in son vuruşlarına çeki düzen vermesini umuyordur Bert van Marwijk herhalde.

Grubun kârlısı Almanya ise Portekiz karşısında vasat oyununa rağmen Gomez'in golüyle 3 puanı alan taraftı. Löw'ün takımında bir düşüş olduğu ortada. 2010 Dünya Kupası'ndaki muazzam kontra atak oyunları yok, ayrıca set oyununda iyi değiller. Portekiz ise mağlubiyete rağmen sahada doğruları yapan taraftı. Geride alanı iyi kapadılar, kontralara da mümkün olduğunca hızlı çıkmaya çalıştılar ama Cristiano Ronaldo'ya ayak uyduran oyuncu sayısı minimum olunca ataklar pek sonlanamadı. Buna rağmen galibiyeti alacak kadar net pozisyon da yakaladılar. Pepe'nin direkten dönen şutunda ve maçın uzatma anlarındaki yüzde yüzlük net pozisyonda şans yanlarında değildi.

İspanya - İtalya maçı hem taktiksel anlamda hem de maç içi dinamikler anlamında en ilginç maçlardan biriydi. Sahaya net bir forvet olmadan çıkan İspanya topu her zamanki gibi ileri bölümde dolaştırıyor fakat ceza sahasında net vuruşlar gelmiyordu. İtalya ise geride tüm adamlarıyla kompakt bir alan savunması yapıyor, ileriye de gayet güzel çıkıyordu. Oyuna sonradan giren Di Natale kalite kokan bir vuruşla İtalya'yı öne geçirdi. İspanya çok gecikmeden benzer bir golle dengeyi sağladı. Oyuna sonradan giren Torres kısa süre içerisinde iki net pozisyon, bir de kenardan tehlike yarattı ama gol atmayı başaramadı, biraz daha süre olsaydı golü atacakmış hissi verdi ya da tersten bakmak gerekirse; oyuna ilk 11'de başlasa her şey İspanya adına daha güzel olabilirdi.

Grubun en karlısı Hırvatistan oldu. Zaten amaçları ikinci olmaktı, diğer maçtan gelen beraberlik sonucuyla da buna çok yakınlar. İrlanda maçının çok az bir kısmını izlediğim için daha fazla yorum yapamayacağım. Gruptaki en kritik maç şüphesiz İtalya - Hırvatistan maçı oldu bir anda, bekliyoruz.

Fransa - İngiltere maçı futbol heyecanı bakımından en alt seviyedeki maçlardan biriydi. Benim beklentimin yüksek olduğu Fransa, kırık döküklerle ve minimum beklentiyle turnuvaya gelen İngiltere karşısında yeteri kadar etkili olamadı. Ribery, Nani, Benzema, Cabaye ve geriden destek veren Debuchy beşlisiyle saldıran Fransa, pas futbolunun sonunu getiremedi, kilidi açamadılar. Daha hızlı olmalılar, daha çok şut çekmeliler ve oyunu çok sıkıştırıyorlar, biraz daha geniş alanda oynamalılar. Ayrıca Benzema, sağa sola deplase olmaktan gerçek rolünü unutmuştu neredeyse, ceza sahasına daha çok girmeli. İngiltere ise birçok eksik ve yeni hocasıyla zaten pek fazla bir şey beklenmeyen bir takımdı. Fransa karşısında 90 dakikayı geride kabul eden, hücuma çıkamayan, kısır bir takım görüntüsü verdi. Diğer maçlarda da enteresan bir değişim beklemiyorum, gruptan çıkamayacaklar büyük ihtimalle. Rooney ise 3. maça yetişecek ama o zamana kadar iş işten çoktan geçmiş olabilir.

Ukrayna - İsveç maçının az bir kısmını izledim. Bir şey diyemeceğim ama İsveç'ten galibiyet bekliyordum, sonuç benim için sürpriz oldu. Futbolun iki efsanesi Ibrahimovic ve Shevchenko'nun golleriyle sanırım güzel bir maç olmuştur. Ayrıca Ukrayna grup ikinciliği açısından en şanslı takım oldu diye tahmin ediyorum.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Almanya 3 – 0 Türkiye

Milli Takımımız net bir şekilde kötü oynadığı bir maçta Almanya’ya 3-0 yenildi.
Maçtan önce açıklanan kadrodaki Özer ve Sabri sürprizi Hiddink’in oyun planının bariz bir şekilde ilk aşamada Almanya’yı durdurmak olduğunun kanıtıydı. Lahm-Müller ikilisinin bağlantısını Sabri ile kesmeyi, kanattan ziyade orta-iç oyuncusu gibi oynayan Özer ile de topun bizde kalmasını, biraz daha garantili bir oyun düzeni hedeflemişti. Ancak planlanan çoğu şey sahaya yansımadı, Sabri yalnızca iki kişiyle değil birçok futbolcuyla baş etmek zorunda kalırken Özer çok etkisiz bir futbol ortaya koydu. Kanatlar çalışmaz durumdayken ortasaha da pek varlık gösteremedi.
Hiddink Almanya’nın zor durdurulacağını biliyor. Almanya çok hızlı bir takım ve futbolculara özel önlem alınsa bile bir şekilde yaratıcılıklarıyla oyunu güzelleştiriyorlar. Aurelio’nun savunma önünde tek kaldığı statik 4-1-4-1 Almanya’yı durdurabilmek adına iyi bir dizilişti. Ancak diziliş bir maçın kazanılması için yeterli olmuyor. Oyuncu kalitesi de çok önemli. Kanatlara yerleşen Özer-Hamit ikilisi bir kanat oyuncusundan beklenen hemen hemen hiçbir şeyi yapamadılar. Özer’den istenen ortasahada top tutup risksiz oynaması, ayağa pas yapması uzun süredir Fenerbahçe’de oynamadığı ve ilk kez A milli takım havası soluduğu ve rakibin de çok kuvvetli bir ekip olması sebebiyle gerçekleşmedi.
Orta sahadaki hareketsizlik
Aurelio stoperlerin önünde artık alıştığımız üzere adeta üçüncü bir stoper gibi duruyor, daha çok Mesut ile eşleşip onu durdurmanın planlarının peşinde koşuyordu. İç gibi oynayan Emre sol kanattaki Hamit’le birlikte kademeli bir şekilde Lahm-Müller ikilisini durdurmaya çalışırken aynı desteği sol tarafta Nuri Özer’e veriyordu. Ancak bu dört futbolcunun aynı anda formsuz olması ve çok çabuk oyundan düşmeleri koca maç boyunca bütün orta sahanın 20′li yaşlarının henüz başlarında olan Khedira-Kroos ikilisine geçmesine neden oldu.
Emre sorumluluk almaktan kaçındı. Sürekli ortada dolaşıp durdu. Fenerbahçe’deyken yaptığı delice preslerin hiçbirini de yapamayınca oyun kurma görevi Nuri’ye kaldı. Ancak Nuri şok presler karşısında aynı şekilde karşılık veremedi çünkü kendisine yardıma gelen yoktu. Aurelio’nun sakatlanıp çıkmasının ardından 4-2-3-1′e biz de döndük ve Tuncay forvet arkasına geldi, hepimiz onun oyun kurma görevini üstlenmesini ve Halil’i beslemesini beklerken Almanya’nın baskısı karşısında sol bekten top çıkarırken gördük.
Takımımız ilk 15 dakika boyunca Almanya’ya karşı ortak bir oyun sergiledi ve onların soğukkanlı oyunlarına biz daha fazla iştahla oynayarak karşılık verdik. Takım ileride çoğaldı, iyi yerleşti ve dönen topları aldı. Ancak ardından Almanya baskısı başladı ve devrenin sonuna kadar bu devam etti. Yarım saat boyunca bizimkiler ileride 4 kişiden fazla çoğalamayınca Halil çok yalnız kaldı ve silik bir oyun sergiledi.
Milli Takımımız durağan, yavaş ve kolay kontrol edilebilir bir oyun sergilerken Almanya tahmin edilemez yaratıcılıkta ve hızdaydı. Durdurmakta zorluk çektik. Müller Sabri’yi çok zorladı ve Sabri ile Hamit arasındaki iletişimsizlik sol kanadı felç etti. Gökhan Gönül de hiç ileriye çıkmayınca zaten Özer yüzünden kötü durumda olan sağ kanat da çalışmadı.
Almanya Dünya Kupası’nda neyse o. Dinamik ve asimetrik 4-2-3-1′i neredeyse kusursuz oynuyorlar. Modern tek santrfor oyununu en iyi oynayan takım şu an kendileri. Buna Barcelona’da dahil.
Klose’nin tek santrfor oyunu ve geniş alandaki üçgenler
Tek forvet Klose o kadar iyi koşular yapıp aldığı topları o kadar olumlu kullanıyor ki, arkadaşlarıyla da iyi anlaştığı takdirde muhteşem bir hücum gücüne sahip oluyor Almanya. Birçok kez denedi mesela Müller’i araya kaçırmayı. (Üstteki grafiğe bakınız) Klose stoperlerden birini alıp cezasahası yayının 10 metre ilerisine gitti ve stoper Badstuber ya da Kroos-Khedira ikilisinden aldığı topları anında tek topla arkadaki stoperin boşalttığı alana sarkıtmaya ve Müller’i pozisyona sokmaya çalıştı. Rolleri değiştiler; Klose bir anda orta saha oyuncusu olur iken Müller santrfor oldu. Modern tek forvet oyununun en önemli parçalarından biri de budur zaten.
Çok iyi üçgenler kuruyorlar. Ve bu üçgenleri dar alanda değil geniş alanda yapıyorlar. Genelde Mesut-Müller-Klose üçlüsü bu üçgeni yayılarak ortasahada yapıyorlar. Ve bu üçgenler sadece ortada değil, kanatlarda da gerçekleşiyor. Lahm-Müller ve onlara desteğe gelen Khedira ya da Kroos’tan biri çok iyi üçgenler kuruyorlar.
Maç bu şekilde ilk devrede Almanya’nın 1-0′lık üstünlüğü ile sona erdi.
İkinci devrenin başında ben Hamit’le Özer’in yerini değiştirmesini bekliyordum Hiddink’in ancak ilk yarıdaki şemayı devam ettirdi. İkinci devrenin ilk 10 dakikası Almanya’nın kontrolüyle geçildi.Ardından yaklaşık 5-6 dakika birden coşkuyla oynamaya başladık ve ileride seri paslarla Almanya’yı hazırlıksız yakalamaya başladık. İlk defa maç bu kadar gel-gitlerle sürdü ve ilk defa Almanya bu dakikalarda olduğu kadar eksik adamla yakalanıp boş alan bıraktı. Bir sürü fırsatı değerlendiremedik. Anormal derecede basit pas hataları yaptık. Ve Almanya işi ciddiye alınca kontrol tekrar onlara geçti.
Burada Emre’nin var olan kötü oyunu iyice kötü bir hal almaya başladı ve Emre artık ne pres yapabildi ne de pas. Nuri de oyundan düşünce orta sahada kara delikler oluşmaya başladı. Bu boş alanlarda zaten nicel olarak her daim bize üstünlük kuran Almanlar iyice at koşturmaya başladı. Almanya çok rahat yarısahamıza geldi ve birkaç pozisyon buldu.
Ardından milli takımımız tekrar coşkusunu buldu ve kendine geldi. Bekler ileriye çıktı, Özer kendini toparladı ve Gökhan Gönül’le beraber sağ tarafta oldukça etkinlik gösterdiler. Sabri de artık nihayet Hamit’e destek olmaya başlayınca ilk defa olarak kompakt bir yapıya büründük. Oyun sete dönünce Hiddink Semih – Halil değişikliğini yaptı ve ileride daha fazla kalmamızı hedefledi. Ancak bu yaklaşık 10 dakikalık baskıdan sonuç çıkmadı ve bu ilerideki baskı yavaş yavaş tehlike arz etmeye başladı.
Fizik olarak zaten güçsüz durumda olan takımda bekler ileride kaldı ve oyundan düşen ortasaha kontrataklarda Almanya’ya karşılık veremedi. Birçok kez Klose-Müller-Mesut Servet ve Ömer’le bire-bire kaldı. Ve Podolski Gökhan Gönül’ün boşalttığı alanda her zaman yaptığı işleri yapmaya başladı.
Bu yaptığımız baskıdan en kısa zamanda bir gol çıkarmalıydık yoksa daha fazla dayanamayacaktık ve olan oldu. Bir korner atışında dönen topta geride 3 kişiyle bizi yakaladılar ve Mesut golünü yazdı. Mesut’un golünden sonra da oyun antreman maçı havasına büründü.
Sonuç
Hiddink takımı iyi bir strateji ile hazırlamış ancak oyuncu seçimlerinde bazı hatalar yaptı. Kırılma anlarında şans hep her zamanki gibi Almanlar’ın yanındaydı ve skor tabelasında yazan skor onların lehine 3-0′dı. Grupta hiçbir şey bitmiş değil. Almanya’nın 3 puan gerisindeyiz ve Belçika ile aynı puandayız. Gruptan çıkma ihtimalimiz hala çok fazla.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Kazakistan'dan Belçika'ya



Galibiyet gayet güzel. Hele ki tek puanın bile her şeyi alt üst edebileceği bir ortamda, ilk maçta alınan bol gollü deplasman galibiyeti çok güzel. Böyle bir grupta, takımın hocası takımı henüz tanımamışken ve eldeki kadrodaki futbolcuların çoğu formsuzken alınan 3 puanın yerine başka şeyleri konuşmak çok da anlamlı gelmiyor bana. Olumsuz anlamda eleştiri yapmak ve kadro seçimini eleştirmek gibi kıt bir tartışma ortamı yapmak yerine var olan görüntüyü analiz etmek gerekiyor.

Hiddink bir şeyler deniyor. Oyunu Aurelio - Emre ikilisinin başlatmasını ve top gerideyken kanat oyuncularının mümkün olduğunca ileride hareket halinde olmasını ve çizgiye yakın olmalarını istiyor. Oyunu geniş alanda kabul edip lider oyuncuların yeteneklerini kullanarak kompakt bir yapı oluşturma niyetinde. Takımda bazı şeylerin değiştiğini, oyuncuların topa sahip olduklarında dan dun vurmak yerine kafalarını kaldırıp ne yapmaları gerektiğini düşünmelerinden anlayabiliyorsunuz. Bu bile ileriye daha umutla bakmak adına bir gösterge olabilir.

Emre takımın kaptanı oldu ve oyun büyük ölçüde kendisinden başlayacak, takıma hem mental hem de teknik anlamda liderlik yapacak. Bu büyük ölçüde risk taşıyor zira Emre zor form tutan ve çok sakatlanan bir oyuncu. Ayrıca kontrol edemediği sinir sistemi zor maçlarda başına-başımıza iş açabilir.


Kazakistan maçında benim gördüğüm en büyük eksiklik oyuncuların az hata yapma isteklerinden doğan hantal görüntüleriydi. Hiddink'in ülkemize geldiğinden bu yana bahsettiği "aklımızı kullanmamız lazım" argümanını şu ana kadar pek göremedik. Oyuncular anlayamadığım bir şekilde bir tedirginlik içerisinde ve risk almak istemiyorlar. Rakibi bozmak adına hızlı pas alışverişlerinde bulunmuyorlar. Yavaş oynuyorlar. Bu Kazakistan maçında başımıza iş açmadı ancak atletik oyunculardan kurulu Belçika karşısında pahalıya patlayabilir.

Belçika maçının beklenenden zor geçeceğini düşünmekle birlikte gerçek potansiyelimizi gösterdiğimiz takdirde Belçika'yı her iki maçta da yenebileceğimizi düşünüyorum. Genç ve atletik Belçika karşısında tecrübeli oyuncularımızın neler yapacağını göreceğiz...


Yeni bir yapılanma içerisine giren ve yeni dönemden büyük umutlar taşıyan iki futbol ülkesi bu maça kilitlenmiş durumdalar ve olası bir mağlubiyet grupta çok şeyi değiştirebilir. Bu anlamda bu maç Almanya ile oynanacak maçtan çok daha büyük anlamlar taşıyor.

Bu maçta ligin henüz başına denk geldiği için formsuz oyunculardan kurulu kadro ile mücadele edeceğiz ancak aynı şey Belçika için de geçerli ve var olan tarihsel olgunluğumuzu bu maçta göstermeliyiz. Ben Almanya ile oynayacağımız maçta Kazakistan ve muhtemelen Belçika maçındaki takımdan daha iyi bir takım bekliyorum zira Almanya maçı 2-3 ay sonra oynanacak ve oyuncular formlarını yakalamış olacaklar.

Ben daha fazla detaya girmeden milli takımımıza başarılar diliyorum ve artık 2002'deki ve 2008'deki heyecanımızı tekrar görmek istiyorum.

Şükrü Saracoğlu Stadı'nda galibiyet bekliyoruz!

Ne Aramıştınız

''Hayata dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.''
Albert Camus.

Popüler Yazılar

Zİyaretçİler

Futbol Blog. Blogger tarafından desteklenmektedir.