Futbol ; Faİr Play, Cesaret, Mücadele ve Zafer...

14 Şubat 2011 Pazartesi

Miroslav Stoch'un Performansı


Miroslav Stoch var olan saf yetenekleriyle muazzam bir oyuncu. Top tekniği, zekası, çalımları ile her an tehlike yaratabilecek bir oyuncu. Çelimsiz yapısını da dar alanda yaptığı kıvrak hareketlerle törpülüyor. Geçen sezon Twente'de oynadığı futbolla devlerin gözüne girmesini sağlayan da bu özellikleri. Hücumcu 4-3-3'ün sol kenarında oynuyordu ve Hollanda'da görmeye alışık olduğumuz boş alanları iyi değerlendiriyordu. Toplu ve topsuz vaziyette yaptıkları zevk veriyordu izleyenlere. Geçen sezon Avrupa Ligi'nde Kadıköy'de oynanan Fenerbahçe - Twente maçında da 90 dakikanın sahadaki yıldızıydı. Gökhan Gönül'ün Fenerbahçe kariyerindeki en çok zorlandığı maçı yaşatmıştı kendisine. Hatta "Keşke bizde olsa" diye maçı birlikte izlediğimiz bir arkadaşıma dilekte bulunduğumu da çok net hatırlıyorum.


Bu bakımdan Stoch'un sezon başında Fenerbahçe'ye transfer olması beni bir hayli sevindirdi, heyecanlandırdı. Tuncay'ın gidişinin ardından vasatlaşan sol ön tarafa ilaç gibi gelecekti. Uğur Boral'ın kifayetsiz oyununu Stoch'la unutacak, sol kanatta vasatlaşan Özer'e sağ kanatta daha çok serbestlik gelecekti. Maç içerisinde belki de uzun yıllardır Alex'ten sonra en fazla heyecanla topun ona gelmesini beklediğimiz bir yıldızımız olacaktı.


Ama beklentilerin hiçbiri şu ana kadar yerine gelmedi. Sezonun ilk yarısında Karabükspor maçına kadar olan hemen hemen her maçta ilk 11'de sahaya çıktı. Ardından Aykut Kocaman'ın gözünden biraz düştü ve kalan son iki maçta da oyuna sonradan girdi, sezonun ikinci yarısında oynadığı bir maç ise yok.
Karabükspor maçı da dahil olmak üzere bu maça kadar olan bölümde Stoch'un performansı kimseyi memnun etmedi. Sebebi de Aykut Kocaman'ın oynatmaya çalıştığı futbolun neticesinde ortaya çıkan kaos futboluydu. Stoch ayak uyduramadı bu karmaşaya.

Fenerbahçe'nin oynamaya çalıştığı, Aykut Kocaman'ın görmek istediği futbolu şöyle özetlemek mümkün. Topa sahip olan ve kazandığı topun hemen ardından sahanın bütününe yayılan, yeşil alanın her bölgesini kullanmaya çalışan hücumcu bir takım. Yaratmaya çalıştığı buydu hocanın. Fakat bunu yaparken birçok radikal değişiklikler yaptı, ya da var olan düzeni bozdu. Fenerbahçe'nin yıllardır oynamaya çalıştığı futbol bellidir. Savunmayı ön plana çıkaran, takım savunmasını iyi yapan, topa bolca sahip olan ama bu sahip olmayı yalnızca skor üretmek için değil rakibi sindirmek için yapan, riski minimuma indirilmiş bir takımdı. Daum, Zico, Aragones ve tekrar Daum dönemlerinde bu sistem değişmedi. Savunma derinde kuruluyordu. Özellikle Zico'nun ardından Lugano, Edu ya da stoper mevkiinde kim oynuyorsa, orta sahaya pek fazla yakınlaşmadılar. Önlerinde oynayan savunmacı orta saha oyuncularından aldıkları destekle de rahatladılar. Oyun kurma işlevini de üstlenmediler, daha çok hemen önlerindeki orta saha elemanına ya da kenarlardaki beklere verdiler topu. Aykut Kocaman'ın değiştirdiği birinci unsur buydu. Sezon başında her takıma verilen rekor sayıdaki pozisyonlara tekrar bir göz atın. Lugano - Bekir ikilisinin hep ileride yakalandığı, takımın gerideki oyuncularının en fazla 4 ya da 5 sayıda olduğu, ikiye bölünmüş bir takım göreceksiniz. Hatlar arası bağlantı kopuyordu, oyuncular birbirlerine çok uzaktı, yardımlaşma denen bir şey yoktu ve haliyle takım sezona her kulvarda rezil bir giriş yaptı.


Takımın verdiği pozisyonlar yüzünden tedirginleşen Cristian Baroni hücuma çıkamadı, adeta üçüncü bir stoper gibi ceza sahası ile orta saha arasındaki 20 metrelik alanda kendisini sınırlandırdı. Emre'nin temposu tüm takıma yetmedi ve Aykut Kocaman yüzünden performansı düşen Alex takıma katkı veremedi. Mehmet Topuz'un başı kesilmiş tavuk gibi ordan oraya koşturmasını ve takımın pas etkinliğine olan sıfır katkısını da buna ekleyince, ileride yalnızlaşan ve Güiza'yı aratmayan Niang ve Stoch'un neden performanslarının düştüğünü görebilirsiniz. Niang'ın sezona iyi bir giriş yaptığını söyleyebilirsiniz ama yalnızca golle değerlendirmemek lazım. Gollerin haricinde çok yalnız kaldı Niang. Nerde kalmıştık? Stoch'un ve Niang'ın yalnızlığından. Sebebi de bu orta sahadaki karaktersizlikti işte. C. Baroni'nin gitgide stoperleşmeye başlaması, Emre'nin, Alex'in ve Mehmet Topuz'un etkisiz oyunları yüzünden top ileriye taşınamıyordu. Pas kanalları çok çabuk tıkanıyor, tek çare olarak da uzun toplar görülüyordu. Ancak Niang'ın indirdiği topları alan yoktu, Stoch ise o boyu yüzünden topları indiremiyordu.



Stoch'un veriminin düşmesinin ana nedeni bu. Fenerbahçe'nin orta sahadan ileriye top taşıyamayışı. İlerde çoğalamayan takım rakibini bozamaz, rakip defansta boşluklar yaratamaz. Haliyle kanat oyuncularının verimi düşer. Fenerbahçe rakibini hiç eksik yakalamadığı için, Stoch istediği alanların hiçbirini bulamadı. Hollanda'da bulduğu boş alanları iyi değerlendirip içeri kat ediyor, ceza sahasına giriyordu. Ama bunları yapması için ilk önce o boş alanları bulması lazım değil mi? Rakipler Fenerbahçe'ye o alanları vermiyordu işte. Hollanda'da kaleye yakın oynayan ve 4-3-3 için ideal bir sol kanat oyuncusu olan Stoch, kaleye yaklaşamayan Fenerbahçe'de etkisizleşti. Takım rakip ceza sahasına uzak oynayınca Stoch da kaleye yaklaşamadı ve izlemeye alışkın olduğumuz o aksiyonlarından hiçbirini gerçekleştiremedi. Haliyle koca ilk yarıyı 1 golle kapadı.

Takım kötüyse oyuncunun bireysel performansıyla bir şeyler yapmasını beklersiniz. Şöyle iki çalım atacak, uzaktan bir şut çekecek veya liderlik yapıp takımı ayağa kaldıracak, falan. Stoch bunların da hiçbirini yapamadı. Çünkü Türkiye Ligi'nin fiziki şartlarına ayak uyduramadı. Yapısı öyle bir şeye uygun değil zaten. Rakip topa ayağını uzatınca ayağını çekiyor, veya vücut vücuta mücadele edemiyor, çoğunlukla yere düşüyordu. Aykut Kocaman'ın istediği o "ısıran takım" kimliğine de uymuyordu haliyle. Stoch böyle bir oyuncu değil.

Kocaman'ın Stoch'tan vazgeçip Issiar Dia'ya daha çok şans vermesinin açıklaması ise çok basit. Dia fiziki olarak daha iyi, daha diri, daha kuvvetli bir oyuncu ve Stoch'tan daha hızlı. Takımın son zamanlardaki çıkışında bulduğu şansları da iyi değerlendirdi ve takımın bankolarından biri oldu.

Ancak ben Stoch konusunda karamsar değilim. Hala bu takımda iş yapabilir. Zira Fenerbahçe ilk yarıdaki vasat Fenerbahçe değil. Birçok yönden kendini geliştirdi takım. Artık savunma daha derinde kuruluyor ve orta saha oyuncularının rolleri daha belirgin. Alex'in ve Mehmet Topuz'un yükselen performansları da hücumda Niang'ın yalnız kalmasını engelliyor. Artık Fenerbahçe rakibi hataya zorluyor ve boş alan buluyor. Stoch bu takımda iş yapabilir.

Ayrıca kontr-ataklardaki bariz bir şekilde görülen sıkıntı var. Rakip boş yakalansa dahi bunu değerlendirecek bir planı yok takımın. Yanlış pas ve şut tercihleri takımın farkı açmasını engelliyor. Aykut Kocaman Stoch'u bu şekilde de değerlendirebilir. Boş alanlarda Stoch etkinliğini gösterebilir.

Benim hala umudum var.

Not: Bu uzun yazıyı sıkılmadan sonuna kadar okuyanlara teşekkür ederim. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Lig TV Ekranlarından Bir Kare

Hehe :)

13 Şubat 2011 Pazar

Forlan Kaçırdı Valencia Kazandı


İki güzel takım, iki güzel teknik direktör. Oynamaya çalıştıkları futbol her daim seyirciye zevk vermeye yönelik, hücumu ön plana çıkaran bir strateji olunca beklentiler de yükseliyor haliyle. Bir yanda bir takımın çehresini tek başına değiştirebilecek nitelikte bir golcü olan Forlanlı Atletico Madrid; diğer yanda genç - tecrübeli futbolcuların müthiş sentezlendiği bir Valencia. Geçen sene Avrupa Ligi kupasının sahibi Madrid'in kırmızı tarafı bu sezona vasat bir giriş yaptı ve 5-8 bandında seyrediyor. Valencia ise İspanya'nın 3. büyüğü olma yolunda emin adımlarını hızlandırıyor. İki güzel ekibin karşılaşması vardı dün gece.

Maçın ayrıntılarına girecek değilim; atmosfer benim için daha güzeldi zira.

Benim adıma gecenin hayal kırıklığı Forlan'ın kaçırdığı penaltı idi. 2010 Dünya Kupası'nda Uruguay Milli Takımı yarı finale çıkarken bunda Forlan'ın duran toplardan attığı gollerin büyük payı vardı. Yanılmıyorsam seri penaltılar haricinde duran toplardan biri serbest vuruştan biri de penaltıdan olmak üzere iki golü vardı. Atışı kullanırkenki soğukkanlılığı malum. Dün yine bir penaltıda topun başına geçti. Valencia karşısında takımını öne geçirebilirdi. Köşeyi iyi hesap etti; kaleci uzaya fırladı. Fakat top direğe takıldı, dönen toptan da bir katkı gelmedi. Penaltı kaçtı. Olabilir böyle şeyler en nihayetinde, futbolda her şey mümkün.

Ama bu kaçan penaltı acı oldu. Ardından Valencia bir gol bularak maçı deplasmanda kazanmayı başardı. Sanchez Flores'in takımı kazansaydı bir basamak atlayarak Sevilla'nın üstüne çıkacaktı. Olmadı. Valencia ise Real Madrid'in hemen ardından maç fazlasıyla 3. sıradaki yerini korudu.

Atletico Madrid 1 - 2 Valencia

10 Şubat 2011 Perşembe

Rakibi Kandırmaca




:)

Şu Futbol Dedikleri - 4


Kolombiya Apertura Şampiyonluğu final maçında Kolombiya’nın ünlü takımları Atletico Junior de Barranquilla ile Once Caldas Manizales karşı karşıya geldiler. İlk maçı sahasında 2-1 kazanan Once Caldas rövanşta da rakibini deplasmanda 3-1 yendi ve şampiyonluğa ulaştı. Bu yenilgiyi içlerine sindiremeyen Junior de Barranquilla takımının taraftarları takımın Kolombiyalı futbolcusu Javier Florez’in evinin yakınında toplanarak futbolcuyu protesto ettiler. Bu sırada aracıyla evine girmekte olan Florez, kendisine bağıran taraftarları görünce yanında bulunan silahını çekip taraftarların üzerine ateş açtı ve bir taraftarı öldürdü.

6 Şubat 2011 Pazar

Fenerbahçe'de Son Durum

Bu blogda uzun bir zaman sonra ilk kez Fenerbahçe hakkında uzun çaplı bir yazı yazıyorum. Fenerbahçe'de bir umut ışığı görene kadar yazmayacağım demiştim. Avrupa'dan çapsız takımlara elenişin ve ligde baş aşağı gidişin verdiği moral bozukluğu yüzündendi bu. Bir şey değişmiş değil. Fenerbahçe biraz toparlanmış gözükse de ileriye dair herhangi bir beklenti içerisine girmiş değilim, taşıdığım bir umut da yok açıkçası. Kayserispor maçındaki gibi rakip taraftardan oley sesleri duymayayayım yeter. Bu yazıyı yazmamın sebebi de bir şeyleri dışarı vurma isteğimdir. O yer de bu blog olsun.

Dün Manisaspor karşısında hayati öneme sahip olan bir geri dönüş yaptı Fenerbahçe. Ligin son zamanlarda en büyük çıkış yapan takımlarından birine karşı en gıcık dakikada geriye düştü. Fakat Alex ve Mehmet Topuz ikilisi maçı kurtardı diyebilmek mümkün. Maçın detayına inecek değilim. Yalnızca aklımda bulunan düşüncelerden bir toplama yapayım…

Fenerbahçe’nin bu temposuyla şampiyon olması çok ama çok zor. İsminden ve futbolcularından bağımsız olarak; Fenerbahçe’ye karşı oynayacak takımlar Trabzonspor, Beşiktaş, Galatasaray ya da Bursaspor’a karşı oynamadan önceki psikolojileri bakımından daha üstün oluyorlar, Fenerbahçe’den daha az çekiniyorlar. Zira Fenerbahçe, büyük takım olma psikolojisini karşısındakine hissettiremiyor. Oyun içerisinde o kadar vahim hatalar, o kadar kritik hatalar yapıyor ki, rakibinin kendisinden çekinmesi için hiçbir sebep olmuyor. Hele gol atması için her türlü ortam müsaitken kendi kendine çelme takan futbolcular yüzünden karşı takıma ekstra bir motivasyon geliyor.

Alex demiştik, devam edelim. Bugün yine takımını kurtardı kaptan. Kurtarmasından ziyade, Fenerbahçe’nin topa sahip olma ve oyun kurma gibi işlevlerini başarıyla yürüttü, oyun içerisinde adeta bir şef gibi takımını yönlendirdi. Fakat kendisine bu anlamda eşlik eden birisi olmadı. Emre ve Cristian ikilisi kağıt üzerinde çok uyumlular. Cristian iyi bir kesici ve ayağına hakim olmasıyla da topu iyi yönlendiriyor. Emre ise malum, tutturduğunda oyuna renk katan, takımı ileriye taşıyan, risk alan bir oyuncu. Ancak Cristian’ın çok fazla geriye çekilip Emre’nin de disiplinsiz presleri ve agresifleşmesiyle beraber düşen performansı takımın merkezinde büyük bir boşluk olmasına sebebiyet veriyor. Bu yüzden toplar genelde uzun yoldan Niang’a ya da direkt olarak Mehmet Topuz- Alex ikilisine atılıyor. Takımda en fazla topla buluşan isimlerin Emre’den sonra Niang ve Mehmet Topuz olması hiç de sürpriz değil.

Ancak Niang’da büyük bir düşüş var. Fiziksel olarak çok ezik durumda. Ve çok basit hatalar yapıyor. Artık adam geçmesine pek rastlayamıyoruz. Mehmet Topuz ise üstün çabasına ve iyi niyetine rağmen olmayan futbol zekası yüzünden birçok pozisyonu harcıyor. Yanlış şut tercihleri ve attığı ya da atmadığı paslar yüzünden takım birçok pozisyondan eli boş dönüyor.

Hal böyleyken bütün takımın Alex’e bakması normal karşılanmadı. Çünkü takımda başka sorumluluk alan futbolcu yok. Geride bıraktığı boşluklar yüzünden hep bir tedirginlik içerisinde olan Gökhan Gönül’ü hesaba katmıyorum.

Alex’le olan sözleşme 2 yıl daha uzatıldı. 2 yıl boyunca Fenerbahçe’nin birçokt ek gollü galibiyetinde Alex’in adının yazılmasına şahit olacağız. Ancak artık Aykut Kocaman’ın top dağıtma konusunda bazı futbolculara görev vermesi gerekiyor. Cristian’ın kaçak oyunu takıma zarar veriyor; o bölgede Gökay İravul denenebilir.

Fenerbahçe’nin oyun kurmaktaki sıkıntısını konuştuktan sonra Niang’ın son zamanlardaki sol kanatta oynatılma sevdasından bahsedelim.

Niang Marsilya’da iken sol kanatta oynuyordu. Ama Fenerbahçe’de olduğu gibi 4-2-3-1′in sol kanadı değil, 4-3-3′ün sol dış forveti idi. Bir nevi Galatasaray’ın geçen seneki Kewell’ı gibi. Savunmayı değil hücumu ön plana çıkaran, sol taraftan ceza sahasına sızan ve golcü özelliklerini orada gösteren bir oyuncu idi. Ancak Aykut Kocaman onu Marsilya’daki rolünde değil, Fenerbahçe’deki özel rolünde oynatıyor. Niang’dan bir Özer Hurmacı olmasını bekleyemezsiniz. Aykut Kocaman’ın Niang’ın geçmişine bakarak böyle bir karar almasına saygı duyuyorum, denenebilir, Allah kelamı değil ya; Niang solda da oynar, kalede de. Fakat futbolun bazı doğruları var. Niang bir orta saha oyuncusu değil. Bir forvet oyuncusu.

Fenerbahçe’de Marsilya’da oynadığı rolde oynayabilir mi? Bunun yanıtını vermek çok zor. Niang’ın geçen seneki performansını tekrarlaması için Fenerbahçe’nin sisteminin de değişmesi lazım. Tutucu 4-2-3-1′den vazgeçip hücumcu ve esnek 4-3-3′e geçilirse, yani Niang kaleye daha çok yaklaşırsa, başarılı olabilir. Bunun için takımın merkezinin ileriye taşınması, orta saha hattının rakip ceza alanına daha çok yaklaşması ve Emre ve yanında oynayacak oyuncunun daha çok sorumluluk alması lazım. Alex’in top rakipteyken yapmadığı presleri ve Lugano – Yobo ikilisinin hantallığını hesaba katarsak, olası bir sistem değişiminde büyük bir ihtimalle başarısız olunacaktır.

Aykut Kocaman’ın Niang – Semih ikilisini aynı anda oynatma sevdasını anlayabiliyorum. Alex’i de hesaba katarsak daha çok hücumu düşünen bir takım yaratması mümkün. Fakat böyle bir düzende orta sahada da bir değişime gitmesi gerekiyor. Niang’ın forvet arkası olduğu, kanatsız bir 4-3-1-2 denenebilir misal. Tıpkı resimdeki gibi:

Çok basit bir Paint uyarlaması olan bu grafik birçok şey anlatıyor aslında. Alex – Niang – Semih üçlüsünün aynı anda kullanılması ihtimali, en çok bu tarz bir dizilişte, dahası düzgün bir sistemde gerçekçi bana kalırsa. İki hücumcu ve topu oyuna sokabilen bek, o koridoru tek başlarına kullanabilirler. Andre Santos ile Niang arasındaki iletişim ise Niang’ın ceza sahasına daha çok girmesine imkan verebilir. Gökay iki yönlü orta saha özelliğini çok fazla kullanmasa da olur; bu sistem kendi hücum planını çizecektir zaten. Defansif zaafiyet vermesi çok muhtemel olan bu diziliş bence denemeye değer. Top rakipteyken Alex’in yarattığı pres yetersizliği de Semih – Alex değişikliği ile giderilebilir. Yani top rakipteyken en uçta Alex, orta sahada Semih olur. Bence ütopya değil.

Velhasıl, Fenerbahçe’de sorunlar devam ediyor. Şampiyonluk ihtimalini çok az görüyorum, toplamda Bursaspor ve Trabzonspor’un ardından bir hayli geride bana kalırsa Fenerbahçe. Sorunları çözebilecek ve takımı şampiyonluk potasına sokabilecek, dahası güzel bir futbol oynatabilecek kişi hem elinde bulundurduğu yetki hem de görevi icabıyla Aykut Kocaman. Bunu başarabilecek mi, pek umutlu olmasam da beklemeye değer…

Şu Futbol Dedikleri - 3


Çin’de Qingdao takımının teknik direktörü Liu Hongwei, Chengdu Blades ile oynadıkları maçta şike yapmak suçundan tutuklandı. Kendisiyle birlikte, rakip takımın başkanı Xu Hongtao ve teknik direktörü You Kewei’ de gözaltına alındılar. Bu maçta Qingdao takımının, maçı satmak için 73 bin dolar aldığı belirtildi. Şikeci Liu, “Çin futbolunda şike yapmak çok normal ama oyuncular o kadar kötü ki, bazen şike yapmanın karşılığını alamayabilirsiniz. Savunma yapmamamıza rağmen bize ilk yarıda gol atamadılar. Ben de ikinci yarıda takımı iyice zayıflattım da 2 gol atabildiler” diyerek ülkedeki futbol kalitesinin ne kadar düşük olduğunu anlatmaya çalıştı.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Şu Futbol Dedikleri - 2


Bayelsea United, 2009 yılında ilk defa Nijerya futbol tarihinde şampiyonluğa ulaşmıştı. 2-2 biten Warri Wolves maçından sonra şampiyonluk kupasını kaptan Abiel Tabor havaya kaldırmıştı. Kutlamalar bütün gün sürmüş, Bayelsea’liler kendinden geçmişti.
Ancak orada hayat hiçbir zaman kolay ve sevinçlerinizi doyasıya yaşamanıza izin verecek kadar müsamahakâr değildi. İç isyanlar ve ekonomik darboğaz yüzünden ülke “güçlü olanın haklı olduğu” gerçeğiyle yüz yüzeydi. Ve bir gün önce şampiyonluk kupasını havaya kaldıran kaptan Abiel Tabor, evine giderken silahlı soyguncular tarafından kafasından vurularak öldürüldü. Futbol Federasyonu Başkanı Sani Lulu Abdullahi‘nin ilk sözleri, “Duyduğum bu haberin gerçek olmaması için dua ediyorum” olmuştu...

4 Şubat 2011 Cuma

Borussia Dortmund 0 - 0 Schalke


İlk 10 dakikayı hiç izlemedim, 10 - 25 arasını da kesik kesik izledim. O yüzden bu dakikaları pas geçiyorum.


Muhteşem bir taraftar ve rüzgarlı bir havada oynandı maç. Dortmund'un haklı bir şekilde favori olduğu ve buna uygun bir şekilde mücadele ettiği bir 90 dakika oldu. Oyun çok az durdu ve görkemli bir futbol müsabakası oldu.


İlk yarıda Dortmund savunmayı ileride kurdu, Schalke'yi her koldan tehdit ettiler. Pozisyonları da buldular fakat Barrios'un etkisiz vuruşları ve Neuer'in her zamanki üstün formu sayesinde Schalke gole kapısını kapadı. Savunmayı derinde kurdu Felix Magath'ın takımı. 4'lü savunmaya yardımcı olarak 4'lü orta saha hattı geriye çekildi fakat böylece Huntelaar - Raul ikilisiyle olan hat koptu, bu ikili çok yalnız kaldı. Dortmund'un geriye hızlı dönüşleri yüzünden etkili bir kontr-atak da yapamadılar. Farfan takıma hız kazandırsa da, kendisine pek eşlik eden olmadı ve Jurado'nun pasif oyunu takımın beynini durdurmuş oldu. Duran topları da kaleden bir hayli uzağa attılar. Böylece ilk 45 dakikada Dortmund'un mutlak hakim olduğu bir maç izledik. Schalke'nin ceza sahası civarında bıraktığı boşlukları iyi değerlendirdiler. Götze, Bender ve Blaszczykowski (ey kopi peyst ettiğim, söyle bana; anan baban çok uğraşmış mıdır sana bu ismi verirken?) başta olmak üzere Dortmundlu futbolcular bu boşluklara sızdılar. Ancak gol sesi çıkmadı ve soyunma odasına berabere girildi.



Schalke ikinci yarıya daha riskli bir oyun anlayışı ile girdi. Daha çok ileride bastılar. Orta saha hattı daha ileride kuruldu ve sıkı preslerle Dortmund'un direncini kırmaya çalıştılar. Kısmen de olsa başarılı oldular zira artık Schalke varlığını fark ettirdi. Pozisyonlar buldu. Bekler ileri çıktı, savunma hattı orta sahaya yaklaştı. Özellikle sağ bek Uchida'nın sağ koridordan taşıdığı toplarla etkili oldular. Fakat bu baskıdan bir an önce gol çıkartmaları lazımdı. Zira sezon boyunca bu kadar tempolu hücum futbolu oynamamışlardı ve Dortmund rakibini artık daha eksik yakalamaya başlamıştı. Schmitz'in geri dönüşlerde sıkıntı yaşaması sağdan Blaszczykowski'nin sazı eline almasına neden oldu. Birçok orta yaptı ama Barrios değerlendiremedi. Schalke'nin geride iyi konuşlanmaması çok fazla tehlike arz etti ve belki de mecburiyetten olsa gerek, tempoyu düşürdüler. 45-55 arası karşılıklı pozisyonlar eşliğinde geçmişti. Ardından Schalke'nin geriye çekilmesi ve Dortmund'un da tempoyo yukarıya çekmek istememesi nedeniyle ortada geçen bir maç izledik. Orta sahada geçen ve ikili mücadelelerin çok olduğu bir 20 dakika izledik. Golü atanın kazanacağı bir maç izlenimi veriyordu geçen dakikalar... Yine de her iki takım da golü bulacak pozisyonlar yarattılar. Önce Raul bir serbest vuruşta araya nefis sızan Jurado'yu çok ince gördü ama Jurado topu kaleciye nişanladı. Ardından Lewandowski Schalke defansını eksik yakaladı. Ama kalesinden bir hayli fazla uzaklaşan Neuer, enfes bir vücut hareketiyle topu uzaklaştırdı. Kafası, kolları, bacakları, göğsü... vücudunun her bölümü kullandı ve kalesini bir tehlikeden uzaklaştırdı. Artık Schalke standardının üzerine çıktı Neuer. Bayern Münih istiyor onu fakat yalnızca orada değil Manchester United, Chelsea, Barcelona dahil dünyanın her takımında oynayabilir; zira bunu başarabilecek eşsiz bir yeteneğe sahip. Bugün Schalke bu deplasmandan 1 puanla ayrıldıysa bunda en büyük paya sahip olan futbolcu açık ara Neuer'dir.

Dortmund'un 4-3-3 ile 4-2-3-1 arası esnek futbol tarzı Schalke'nin tutucu 4-4-2'sine üstün geldi. Fakat bu skora yansımadı. Birçok pozisyon buldular ama atamadılar. Ya direğe ya da Neuer'e takıldılar.

Dortmund'un son dakika baskılarından da sonuç çıkmadı ve Ruhr derbisi golsüz berabere bitti. Borussia Dortmund bu sonuçla beraber puanını 51'e çıkardı.

Şu Futbol Dedikleri - 1


Paraguay’da Cerro Porteno’nun Olimpia’yı 1-0 yendiği derbi büyük kavgalara sahne olurken, bir de aile trajedisi yaşandı. 30 yaşındaki Olimpia taraftarı Carlos Sosa, Cerro Porteno’yu tutan 20 yaşındaki kardeşi Elvio Sosa tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Karşılaşma olaylı geçerken FIFA kokartlı hakem Carlos Torres, Olimpia’dan üç, Cerro Porteno’dan iki oyuncuyu kırmızı kartla oyun dışı bıraktı. Gergin maçta saha dışına gönderilenler sadece iki takım futbolcuları değildi. Hakem Torres, iki takımın teknik direktörünü de atarak tribüne gönderdi. 35 bin kişinin izlediği karşılaşmada 25. dakikada kendi kalesine gol atan Dario Caballero henüz karşılaşmanın başında kafasına isabet eden yabancı maddeyle yaralandı ve bu nedenle karşılaşma yaklaşık 10 dakika geç başladı. Maçtan sonra çıkan olaylarda ise birçok kişi yaralandı.

3 Şubat 2011 Perşembe

Yakışır!

İngiltere'de boşa geçen uzun yılların ardından şansını Almanya'da arayacak Tuncay. Hoeness'ın ve Tuncay'ın yüzündeki gülümsemeye bakacak olursak her iki tarafın da beklentisi yüksek sanırım. Umarım başarılı olur ve en kısa sürede tekrar sarı lacivert çubukluyu sırtına geçirir...

Ne Aramıştınız

''Hayata dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.''
Albert Camus.

Popüler Yazılar

Zİyaretçİler

Futbol Blog. Blogger tarafından desteklenmektedir.