Futbol ; Faİr Play, Cesaret, Mücadele ve Zafer...
transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2011 Perşembe

Yakışır!

İngiltere'de boşa geçen uzun yılların ardından şansını Almanya'da arayacak Tuncay. Hoeness'ın ve Tuncay'ın yüzündeki gülümsemeye bakacak olursak her iki tarafın da beklentisi yüksek sanırım. Umarım başarılı olur ve en kısa sürede tekrar sarı lacivert çubukluyu sırtına geçirir...

28 Ocak 2011 Cuma

Real Madrid, Mourinho, Adebayor


Mourinho'nun her zaman söylediği bir düşüncesi var. Gittiği yere uyum sağlamaya çalışıyor. Ligi ve takımı kendi düşüncelerine göre değiştirmek yerine; kendisi değişiyor. Ligi ve camiaları, ortamı iyi analiz ederek ona göre şeffaf bir yönetim sergiliyor. Ve hiçbir zaman kendi düşüncesinden taviz vermeyen ve kafasında yalnızca bir futbol doğrusu olan; bu futbol doğrusunu takıma monte etmek adına ne olursa olsun hiçbir şeyi değiştirmeyen despot bir hoca izlenimi vermiyor. Kendisi için asıl önemli olan şey; var olan düzenden en iyi verimi almak, var olan oyuncu kadrosuna en uygun oyun şablonunu oynatmaktır. Geçenlerde bu düşüncesini Hürriyet Gazetesi'nden İsmail Er'e de aktarmıştı. Bakın ne diyor: "Ben oyuncuya göre sistem oluştururum. Hep böyle çalıştım ve elde edilenler ortada. Sisteme göre oyuncu modeli benim kafamda hiçbir zaman olmadı ve olmayacak."

Yani diyor ki benim kafamda asla sabit bir futbol fikri, bir futbol sistemi yok. Ortama, lige, oyuncu grubuna göre futbol sistemini değiştirebilirim.

Ve değiştiriyor da... Chelsea'de 4-3-3 ile 4-4-2 arası esnek bir sistemde, dünyanın en hücumcu takımlarından birini yarattıktan sonra Inter'e geçip tek forvetli, kısır ve Avrupa'nın üst düzey takımları arasındaki en defansif takımı yaratabiliyor. Sanırım onu diğerlerinden ayıran en önemli özelliği de bu.

Bu uzun girizgahın nedeni, Mourinho'nun bu özelliğini Real Madrid'de de gösterdiğini anlatmak istemem ve bunun üzerinden bir değerlendirme yapma isteğimdir. Real Madrid şu an oynadığı futbola bakarsak Barcelona'nın çok gerisinde. Barcelona oluşumunu tamamlamış bir yapı; Real Madrid ise kimliğini bulmakla debeleniyor. Ve Jose Mourinho, bir Real Madrid teknik direktöründen bekleneni yapıyor. Inter'de kazanmadık kupa bırakırken bunu en çok sağlam defansına borçluydu. Ve maçların çoğunda oyun rölantide giderdi. Şampiyonlar Ligi'nde kupayı kaldırırken de gollerin haricinde bulduğu pozisyon sayısı çok azdır. Bu defansif sistemi Inter'de uygulayabiliyor çünkü İtalya Serie A çok başka bir lig. Orada oynanan oyundan ziyade alınan skorlara bakılıyor ve takımların neredeyse tamamı zaten büyük oranda defansif takımlar. Bunu Inter'de yapmasının hiçbir sakıncası yok Mourinho'nun.

Ancak Real Madrid'de işler değişik. Takımı şampiyon yapan bir hocanın (Capello) takıma kötü futbol oynatıyor diye kovulduğuna şahit olunabilen bir takım. Dünyanın en şaaşalı takımına defans yapmak yakışır mı? Eflatun-Beyazlılar'a bol gol, bol yıldız, bol çalım, bu aksiyon yakışır. Bunun aksini iddia eden herkes kulübün içinde barınamaz, dışlanır.

Mourinho buraya ayak uydurdu. Real Madrid sezon başından beri belki hücum gücü bakımından Barcelona, Arsenal, Manchester United'ın gerisinde kaldı ama takım hiçbir zaman defansif bir yapıya bürünmedi. Taraftarın istediği futbolu sergilemese de bunun için çabaladı. Belki Mourinho Barcelona karşısında Inter'de oynattığı futbolu Real Madrid'e de oynatabilirdi fakat olası bir mağlubiyetin yanında duyacağı ıslıklar çok daha ağır olurdu. Yapmadı; Barcelona'ya karşı Barcelona gibi oynamaya çalıştı ve geçmişteki maçların aksine bol gollü bir mağlubiyet aldı.

Real Madrid ceza sahasının civarı ve içerisinde çok fazla geziniyor. Di Maria, Cristiano Ronaldo, Mesut başta olmak üzere hem ortadan hem de kanatlardan rakibi tehdit ediyorlar ve gol atmak için Xabi Alonso'nun da şut girişimlerinin içerisinde olduğu birçok yol deniyorlar.

Ancak buna rağmen, bu takımın net bir santrforunun olmadığı ortada gibi. Higuain, muazzam bir son vuruş yeteneğine sahip olmasına rağmen ceza sahasının dışında pek etkili değil ve fiziki olarak rakip stoperlere pek üstünlük sağlayamıyor. Bulduğu 3 pozisyondan birini gol yapsa da, bu yeterli değil ve Real Madrid'in golcüsünün daha başka şeyler yapması lazım. İdi. Higuain sakatlandı. Onun tek alternatifi olan Benzema ile durumlar idare edildi birkaç maç, fakat Mourinho'nun ona pek güvenmediği ortada. Ve yeni bir golcü istiyordu. En sonunda bu isteği yerine geldi ve Manchester City'nin dev santforu Adebayor ile sezon sonuna kadar anlaşıldı.



Adebayor iyi bir forvet oyuncusu. Real Madrid seviyesinde mi, burası tartışılır ama ben daha net bir golcünün alınmasını beklerdim. Real Madrid'in her yönden tehdit eden oyununda Adebayor mutlaka iş yapacaktır. O dev cüssesiyle rakibi her daim korkutacaktır. Biraz yavaş olsa da, bu tolere edilebilir.

Mourinho'nun istemi dışında alındığı sanmıyorum. Ve Adebayor'dan nasıl verim alınacağını da en iyi Portekizli teknik adam biliyor. Real Madrid'in artık golcü sıkıntısı şimdilik bitti. Higuain'in de dönüşüyle birlikte daha güven veren bir hücum gücüne ulaşacaklar. Adebayor'un ikinci, Higuain'in nokta santrfor olduğu bir oyun düzeni de izleyebiliriz. Kiralık olarak alınmasına, 6 aylık bir deneme süreci gözüyle bakılabilir. Mourinho eğer memnun kalırsa mutlaka paraya bakılmadan satın alınacaktır. Hadi hayırlısı.

31 Ağustos 2010 Salı

Jaja ve Trabzonspor


Öncelikle belirtmeliyim ki Ukrayna ligini ne canlı ne de özet görüntülerden takip edebiliyorum. Dolayısıyla Jaja Coelho ile ilgili bilgilerim basını ve internet medyasını takip eden her sporsever kadar. Dün Antalyaspor'la Trabzonspor'un oynadığı maçta kendisini izleme fırsatı buldum ve beklediğimden daha iyi bir futbolcu olduğunu söylemeliyim.

Her şeyden önce güçlü fiziği ve takım adına oynaması olumlu özellikleri. Belki birçok özelliği üst düzey değil ama her özelliği vasatın üzerinde. Şunu söylemek lazım; kendisi kesinlikle cezasahası golcüsü değil. Trabzonspor dün teoride Umut - Jaja çift forvetiyle oynamasına rağmen bu pratikte sahaya gayet bir 4-4-1-1 gibi yansıdı. Jaja çok geziyor, Jaja defansa yardım ediyor ve golcüye pozisyon alıyor. Ortasaha özelliği fazla olan bir forvet oyuncusu, asla bir santrfor değil.

Ortasaha oyuncusundan beklenen şeyleri yapıyor. Çalıma giriyor, verkaça giriyor, araya paslar atıyor ve çok geziyor. Ancak Şenol Güneş onu sahaya Umut'un yanına golcü olarak sürdüğü için tabelaya bu güzel oyununu yansıtamadı. Jaja'nın golcüyle birlikte uyumlu ve başarılı olabilmesi için kesinlikle bir Tanju Çolak'a ihtiyacı var. Umut bu tarz bir oyuncu değil. Jaja ile benzer özelliği olan ve son vuruşlarda çok da yetenekli olmayan bir oyuncu. Jaja ile Teofilo'nun beraber oynaması takıma daha çok yarar sağlayabilir.

Sanırım Şenol Güneş de böyle düşünüyor fakat dün Teofilo'nun sakat olması ve elinde Umut haricinde başka bir golcüsü olmaması böyle bir hamle yapmasına neden oldu ancak yine de başarısız bir strateji oldu bana göre. Umut ve Jaja, aynı anda oynadıklarında takıma yarardan çok zarar verecektir. İkisinden birisi fazladır ve bana göre fazla olan da Umut'tur.

Jaja'nın dün ortasahada çok fazla gezginlik yapmasının sebebi de Tranbzonspor ortasahasının etkinlikten uzak görüntüsüydü. Selçuk - Colman - Alanzinho üçlüsünün üçünün birden aynı anda formsuz olması ve çok fazla top kaybetmeleri Jaja'nın daha fazla sorumluluk almasına sebep oldu. Trabzonspor eğer ortasahada yeteri kadar direnç gösterip oyunu ileriye yıkarsa Jaja işte o zaman gerçek verimini gösterecek ve anormal derecede geriye gelip enerji harcamak yerine golcülüğünü gösterecektir.

Jaja'nın başarılı bir transfer olduğunu ancak var olan sistemin içine Jaja'yı dahil etmek yerine Jaja'nın başarılı olacağı bir ortasaha hattı ve santrfor seçiminin yapılması gerektiğini düşünüyorum.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Helal!


Mesut Özil sonunda Real Madrid'e kapağı attı. Senelik 5 milyon euro'dan 6 yıllık sözleşme imzalayacak. Werder Bremen Sampdoria ile oynayacağı Avrupa maçında Mesut'un oynayacağını açıklayınca Real Madrid işi sıkı tuttu ve transfer süreci hızlanınca 2 saat içerisinde bitirdiler. Avrupa'da kullanılamayacaksa çok da bir önemi yok zira...

Real Madrid'in ofansif ortasahaları 4'e çıktı. Kaka, Van der Vaart, Canales ve Mesut. VDV büyük bir ihtimalle gidecek. Kaka da 4 ay sakat ve Mesut ile Canales rotasyonda kullanılacak. Önü açık yani.

Di Maria, Mesut, C. Ronaldo üçlüsünün olduğu bir ortasahanın yeteri kadar dirençli olamayacağı konuşulabilir ancak belki de Mourinho Inter'e oynattığı futbolu oynatmayacak Real'e. Inter'de kadro sıkıntısından dolayı az az gösterdiği hücum organizasyonlarını burada daha fazla görebiliriz.

Mesut'a başarılar.

Bu arada Mesut, Mourinho, Canales ve Mehmet Topal... Bu sene La Liga her anlamda çok keyifli olacak. Sabırsızlıkla bekliyorum.

10 Ağustos 2010 Salı

Wolfsburg'un Hedefleri


Felix Magath sayesinde asansör takım olma hüviyetinden çıkıp Şampiyonlar Ligi seviyesinde bir takım haline gelen Wolfburg iki büyük transferin peşinde. Alman basınında çıkan haberlere göre Wolfburg sportif direktörü Hoeness ile Juventus sportif direktörü Giuseppe Marotta Torino'da Diego'nun transferi için bir araya geldiler. Wolfburg ortasahasını Brezilyalı oyuncu Diego ile güçlendirmek istiyor ve Juventus'a teklifini sundu. Ancak fiyat konusunda anlaşamadılar. 16 milyon euro teklif edildi ancak Juventus 18 milyon euro istiyor.

Ayrıca Juventus yöneticisi Marotta, oturdukları transfer masasında bir ilginç çıkış göstermiş. Edin Dzeko'yu transfer etmek istediklerini ve buna karşılık Iaquinta + bir miktar para verebileceklerini söylemiş. Ancak Hoeness bunu kabul etmemiş ve Dzeko'yu bırakmaya niyetlerinin olmadığını söylemiş.

Bir diğer transfer haberi ise Hamburg'un 23 yaşındaki kanat oyuncusu Elia üzerine. Wolfburg teknik direktörü Steve Mclaren, Twente'de bir dönem beraber de çalıştığı Hollandalı'yı takımında görmek istiyor ve yöneticiler Hamburg'a yaklaşık 20 milyon euro teklif ettiler. Müzakereler sürüyor.

Yine de Wolfburg Diego ile anlaşmak üzere ve işin maddi yönden küçük detaylarının konuşulduğu söyleniyor. Peki bu durumda aynı mevkiide oynayan Misimovic ne olacak? diye bir soru gelebilir akla. Hoeness'a göre Misimovic bu sene takımdan ayrılmayacak ancak Avrupa'dan gelen birçok teklif var. Özellikle Fiorentina, Schalke, Atletico Madrid ve Galatasaray'ın Misimovic'i transfer etmek istedikleri konuşuluyor.

İşin özü; Wolfburg Diego'yu transfer edebilirse Misimovic'i gözden çıkarabilir ve bu durumda Misimovic yeteneklerini başka bir kulüpte gösterebilir.

Wolfburg'da hareketli günler yaşanacağa benziyor.

10 Haziran 2010 Perşembe

Miroslav Stoch Fenerbahçe'de


Öncelikle şunu söylemeliyim ki, kendisinin toplam 2 maçını 90 dakika izledim. Avrupa Ligi'nde bize karşı oynadığı maçlarda kendisini izleme fırsatı buldum. Bunun dışında özetlerden bilgiliyim kendisi hakkında. Dolayısıyla bu yazı ne bilgilendirme ne de referans yazısıdır, ahkam kesmek istemem.

Transfer haberini duyduğumda gerçekten de çok sevindim. Uzun yıllar sonra beni gerçek anlamda heyecanlandıran ilk transfer bu. 20 yaşında olması ve 4 yıllık sözleşme imzalanacak olması işin en güzel tarafları. Maaliyetinin ne kadar olduğuyla muhasebeciler ilgilensin, Güiza'ya 40 milyon euro bayıldığımız yerde Stoch'a her türlü fazla para veririm ben arkadaş.

Öncelikle Fenerbahçe'nin sol açık mevkiisinden başlayalım. Tuncay'ın İngiltere'ye gidişinden sonra gelen Vederson'la ve Uğur Boral'la kanat rotasyonunda büyük sıkıntı yaşanmıştı. Vasat Vederson ve Uğur'la ligde ve Avrupa'da tutunulmaya çalışılmıştı. Ancak futbol zekaları vasatın altında ve teknikleri bir açık oyuncusu için bir hayli kötü olan bu ikili takıma hiçbir katkı sağlayamamışlardı. Özellikle geçen sezon Uğur Boral'ın saç baş yoldurttuğu maçlar fazlasıyla var. İçeriye katetmeye çalışır beceremez, uzaktan şut çeker top gözükmez, çalıma girişir rakibin kontratak yapmasına sebep olur... Bu sezon o mevkiiye Andre Santos alındı ancak yine büyük bir değişim olmadı. Daha sonra Özer'in oynamaya başlamasıyla biraz olsun düzelmeye başladı o bölge ancak Özer de çok fazla top kaybı yaşayan bir oyuncu ve istikrarlı değil. Hız sorunu yaşanan sol açık bölgesinden hiç fayda sağlanamadı.

İşte Stoch'un belki de en önemli özelliği bu. Topla ve topsuz alanda hızlı olması ve çalıma giriştiği her bölgede rakibini rahatlıkla geçebilmesi. Uzaktan attığı şutlar ve yerinde ve isabetli pasları ise onu dünyanın en önemli genç futbolcularından biri yapıyor. Avrupa Ligi'nde bizimle yaptıkları maçta Gökhan Gönül'ü çok fazla zorlamıştı. İçeri-dışarı çalımlar, kendini unutturup arkaya sızmaları ve uzaktan attığı şutlar büyük tehlike oluşturmuştu. Fenerbahçe'ye bu anlamda ilaç gibi gelecektir. İzlediğim 2 maç ve özetler bakımından söylüyorum; kesinlikle Özer Hurmacı'dan daha iyi ve yatırım yapıldığı takdirde çok daha verimli olabilecek bir futbolcu.

Ekşisözlük'e baktığım kadarıyla futbolcuya laf atılmaya şimdiden başlanmış. Fenerbahçe'ye transfer olduğu için elbette. Galatasaray ya da Beşiktaş'a transfer olsaydı "Genç, hızlı bir futbolcu. Süper bir transfer. Aferin Haldun Üstünel" olacakken, Fenerbahçe'ye transfer olduğu için "Fenerbahçe'de eriyip gidecek balon futbolculardan biri" oldu. Neyse, alıştık biz.

Dünya Kupası'nda kendisini daha iyi izleme fırsatı bulacağız. Sezon başlasa da Kadıköy'de izlesek.

Hayırlı uğurlu olsun.

8 Haziran 2010 Salı

Juventus'un İki Hedefi


Resmi olarak 2002-03 sezonundan bu yana İtalya Şampiyonluğuna ulaşamayan Juventus eski günlerine dönmek istiyor. Bunun için de yoğun bir transfer harekatı var Torino ekibinde. İlk hedefleri Udineseli Simone Pepe. Oyuncu ve kulüple anlaştılar ve 10 milyon euro'luk bonservis bedelini 4 yıla yayacaklar. Pepe de "Juventus formasını giymeyi çok istiyorum. İmza mı? Sanırım Dünya Kupası'ndan sonra olacak" demiş. Dünya Kupası'ndan sonra ilk olarak Pepe ile oturacaklar masaya.

İkinci hedefleri ise şu sıralar Türk basınında en çok yer alan isimlerden biri olan CSKA Moskovalı Milos Krasic. Çokça sefer büyük bir lige gitmek istediğini ve kendisini daha iyi şekilde göstermek istediğini söylemişti. Bu yüzden Fenerbahçe'nin daha iyi teklifini geri çevirip Juventus'a gideceği konuşuluyor. Juventus Krasic ile prensipte anlaştı ancak kulübüyle bonservis konusunda anlaşamıyorlar. CSKA 15 milyon euro istiyor, Juventus ise 12.5 milyonda diretiyor. Bence en kısa zamanda orta yolunu bulup bu işi bitiriler. İmza mı? Juventus elini sıkı tutmak istiyor ve Dünya Kupası'ndan önce bu transferi halletme derdinde. Zira Krasic'in Dünya Kupası'nda göstereceği olası bir güzel performans, Juventus'tan daha çekici takımların transfer listesine girmesine sebep olabilir.

Cannavaro Al Ahli'de


Juventus Cannavaro'nun sözleşmesini yenilemeyeceğini açıklayınca ilginç bir boşluk oluşmuştu. İtalya Milli Takımı'nın kaptanının antreman yaptığı kulübü yoktu! Boştaydı. Kariyeri başarılarla dolu Cannavaro'nun. Lig şampiyonlukları, Avrupa şampiyonlukları, milli takımla dünya şampiyonluğu vs. En önemlilerinden biri de Fifa Yılın Futbolcusu ödülü. Bir defans futbolcusu olarak bu ödülü alan ilk ve hala tek futbolcu. Artık 36 yaşında ve kariyerinin son günlerini yaşıyor. Yolu Dubai'ye düştü. Birleşik Arap Emirlikleri liginin Al-Ahli Dubai takımına transfer oldu. Belki Arap şeyhlerinin verdiği kadar para veremezler ancak bizim ligimizdeki takımların neden hiçbiri teklif götürmüyor? Daha az paraya daha popüler bir ligde oynamayı bence 1 sene de olsa kabul ederdi. Tecrübesiyle o takıma çok şey katardı. Ama hiçbir takımımız böyle bir şey düşünmüyor. Neyse; hayırlısı olsun Cannavaro için, ya Allah!

7 Haziran 2010 Pazartesi

Guti, Schuster ve Beşiktaş


Fenerbahçe ve Beşiktaş hocalarını arıyorlar. Sezonu ikinci bitiren Fenerbahçe büyük ihtimalle Daum'u kovacak ve yerine yabancı bir teknik direktör getirecek. Basındaki Aykut Kocaman haberlerinin hiçbirine inanmıyorum, bence Aziz Yıldırım Aykut Kocaman'a bu kadar büyük görev vermez. Beşiktaş'ta ise Mustafa Denizli sağlık sorunları yüzünden görevini bıraktı. Yönetim kurulu toplantısında 18 oyun 16'sı yabancı teknik direktör getirilmesi yönünde. Büyük bir ihtimalle yabancı birini getirecekler. Başkan Yıldırım Demirören Mustafa Denizli'nin veda konuşmasında 6 hocayla görüşeceklerini söyledi. Basında Real Madrid'in eski teknik direktörü Bernd Schuster'in adı sıklıkla geçiyor. Söylenenlere göre yanında da eski öğrencisi Guti'yi getirecek.

Öncelikle şunu sormak lazım: Schuster Beşiktaş'a uygun mudur? Bana göre son derece uygundur.

Peki yanında getireceği söylenen Guti bu sistemin işleyen bir tarzı olabilir mi? Her şeyden önce şunu söylemek lazım ki, Guti kesinlikle kötü bir futbolcu değildir ve benim Avrupa'da en sevdiğim 5-6 futbolcudan biridir. Oynadığı futbolla ilk 5-6'ya elbetteki giremez ama sempatik tavırları ve oynadığı zarif oyun çok çekicidir. Ancak bir problemi var: Koşmuyor. Schuster eğer Beşiktaş'a gelir ve gelirken de yanında Guti'yi getirirse çok büyük bir ihtimalle Fenerbahçe'nin Alex'le yaşadığı problemleri yaşar. Çünkü Guti'nin oyun yapısı, karakteri bu. Futbol yeteneğinin tamamını hücumda kullanıyor, işin defansif kısmında yalnızca takımı yönlendirmede katkı sağlıyor. Atacağı paslar, çekeceği şutlar, vereceği demeçler taraftarın kendisini çok sevmesini sağlayacaktır ancak Beşiktaş'ın defansif anlamda sorun çekmesine de sebep olabilir. Önemli olan ortasahada oynayacak oyuncuların pres gücüyle rakibi nasıl karşılayacağı ve toplu ve topsuz oyunda Guti'nin yarattığı defansif sıkıntıyı nasıl gidereceği.

Ben bir Fenerbahçeli olarak Guti'nin Beşiktaş'a gitmesini istemem ama bir futbolsever olarak kendisini bu ülkenin topraklarında izlemekten büyük keyif alırım. Zira Guti başka bir futbolcu...

13 Mayıs 2010 Perşembe

Mehmet Topal ve Valencia



Çanakkale Dardanelspor, Galatasaray, Milli takım ve Valencia. Mehmet Topal'ın 8 yıllık profesyonel kariyerine sığdırdığı müthiş bir devamlılığı var. Lefter, Can Bartu, Metin Oktay ve Hakan Şükür'den sonra (Düzeltme için Temur'a teşekkürler.) bonservis ücreti alınarak yurt dışında büyük bir takıma transfer olan 5. futbolcumuz yanılmıyorsam. Benim de dahil olduğum, Mehmet Topal'ı çok fazla eleştiren bir grup var. Yaratıcılıktan uzak, sorumluluk almayan, takımı ayağa kaldıramayan bir defansif ortasaha olduğunu düşünürüm. Özellikle bu sezon hiçbir şey veremedi takıma. Galatasaray'daki ilk dönemini saymazsak, yavaş yavaş ısındıktan sonra hem Galatasaray'da hem de EURO 2008'de Milli Takımımız'da güzel işler yaptı ama sonra büyük bir düşüşe geçti. Belki de bu transfer hikayesi aklını karıştırdı, kim bilir.

İspanya'da ne yapacağı ise tam bir muamma. Bu kadar peşinden koştuklarına göre en kısa zamanda ilk 11'de oynar Valencia'da. Fiziki bakımdan orda daha rahat eder ancak Galatasaray'daki kadar kredi vermezler kendisine. Galatasaray'da son dönemlerde 5 metre yanındaki adama bile pas verirken mızmızlanan, sürekli pas hatası yapan ve oyun içinde gözükmeyen bir yapısı vardı. Valencia'da sürekli pas alışverişine girmek, takımı hücuma kaldırmak zorunda.

Aragones, Josico, Leo Franco, Rijkaard, Mehmet Topal. 2 yıldır İspanya ile sıkı bir ilişkimiz var. Umuyorum Mehmet Topal Valencia'da kendisinden beklenenleri yapar ve ismimizi daha gür bir şekilde duyurur orda. Muazzam bir transfer.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Fenerbahçe'nin transfer politikası


Alper Öcal güzel bir yazı yazmış. Bu kadar imkanı olup bu kadar yanlış transfer yapan bir kulüpteki yanlışlıklara dikkat çekiyor kısaca.

Ben de kendisiyle paralel düşünceler içindeyim. Fenerbahçe Türkiye'deki en zengin kulüp. Stat hasılatları, Fenerium, Fenercell vs. birçok gelir kaynağı var. Ancak sabitleşmiş bir transfer politikası yok.

"Brezilya!" diyeceksiniz. Evet, ancak salt Brezilya üzerinden bakarsak bunu bir transfer politikası çerçevesinde değerlendirmek yanlış olur. Fenerbahçe her şeyden önce transferi nereye yapacağına net olarak karar veremiyor. Bunu geçelim. Bahsetmek istediğim şey aslında bu Brezilya konusu.


Fenerbahçe'nin kanına Brezilya aşısı ilk olarak Didi ile girdi. 1967'de futbolu bırakan, iki sene sonra Peru Milli Takımı'nı Dünya Kupası'nda çeyrek finale taşıyan Didi'nin 1972'de Fenerbahçe'ye gelmesi tüm dünyada yankı uyandırdı. Fenerbahçe'de 1972-1975 yılları arasında çalışan ve bu 3 sezonda 2 kez şampiyonluğa ulaşan Didi'nin Fenerbahçe'ye oynattığı futbol Brezilya'nın oynadığı futbola benziyordu. Kanatları kullanmayan, sürekli ortadan hücum eden ve ikiye-birle pozisyon bulmaya çalışan Fenerbahçe'ye güzel futbol oynattı. Yeri gelmişken Didi'nin Peru Milli Takımı ve Fenerbahçe'den başka hiçbir takımı çalıştırmadığını da belirtelim.

Fenerbahçe taraftarının her zaman şaşaalı futbol görmek istemesinden midir nedir, bundan sonra birçok Brezilyalı geldi ülkemize. Fenerbahçe taraftarı böyledir. Çalımlar, estetik hareketler, bol gol görmek ister. 103 gol bile ancak tatmin eder. 4-0 biten ilk yarı bir Fenerbahçeli için idealdir.

Bundan sonra gelen Brezilyalı teknik direktörlere bakalım.


Carlos Alberto Parreira (1995-96)
Sebastio Lazaroni (1996-97)
Artur Coimbra Zico (2006-2008)

Bunlarla birlikte birçok Brezilyalı futbolcu da geldi:


Washington (2002-2003)
Fabio Luciano (2003-2006)
Mehmet Aurelio (2003- 2008)
Alex de Souza (2004-...)
Mateus (2006)
Deivid de Souza (2006-...)
Edu Dracena (2006-2009)
Roberto Carlos (2007-2009)
Gökçek Vederson (2007-...)
Andre Clarindo Dos Santos (2009-...)
Cristian Oliveira Baroni (2009-...)
Fabio Bilica (2009-...)

Eksik varsa tamamlayın.

Baktığımız zaman son zamanlarda yapılan transferlerin neredeyse tamamı Brezilyalı. Fenerbahçe karakterine uyan bir ülke ancak bir takımda bu kadar aynı ülkeden gelen futbolcular varsa oturup tartışılır. İhtiyaç halinde direk Brezilya'ya bilet almak yerine biraz Avrupa'yı gezmekte yarar var.

Aslında sorun Brezilyalı futbolcu transferlerinden ziyade belirli bir transfer stratejisinin olmaması. Bugün basına bakıyoruz, çıkan transfer haberlerinin tamamı Brezilyalı futbolcular. Ayrıca alınacak yer de büyük ihtimalle forvet ya da hücumcu olacak bir şekilde. Sorun bu işte. Fenerbahçe'nin gerçekten ihtiyacı var mıdır şu aşamada bir forvete? Tek forvetle oynamayı adet edinmiş bir takıma 4. forvet biraz lüks değil mi? Bakıyoruz bugün Galatasaray'a, Baros sakat, Kewell sakat, Nonda formsuz, hemen Jo transferi. Gökhan Zan sakat, yedekler umut vermiyor, anında Lucas Neill transferi. Şimdi diyeceksiniz ki "Jo da Brezilyalı." Evet Brezilyalı ancak Galatasaray'ın Fenerbahçe'de olduğu gibi habire Brezilyalı futbolcu almak gibi bir derdi yok. İhtiyacın nereye olduğuna karar veriyorlar ve transferi bitiriyorlar.

Fenerbahçe'nin kimliği Brezilyalılarla beraber değişti. Güzel futbol da izlediğimiz pek söylenemez. O halde karma futbolcularla başarıya gitmek daha mantıklı sanki. Bu kadar bütçesi olan bir takımın sırf Brezilyalılar'a dadanması üzüntü verici.

Ne Aramıştınız

''Hayata dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.''
Albert Camus.

Popüler Yazılar

Zİyaretçİler

Futbol Blog. Blogger tarafından desteklenmektedir.