Futbol ; Faİr Play, Cesaret, Mücadele ve Zafer...

8 Haziran 2010 Salı

Brezilya ve 4-3-3


Brezilya dendiği zaman bırak 4-3-3'ü, 1-4-5 taktiği bile yakışır. Adamların genlerinde var zarif hareketler, çalımlar, şık paslar, güzel oyun ve bol gol. Tabii ki 1-4-5 taktiğiyle sahaya çıkarsan şık hareketler falan dinlemez 5 tane golü ne olduğunu anlamadan görürsün kalende.

Modern futbolun en önemli simgelerinden olan 4-3-3 taktiği şu an oldukça revaçta. Teknik direktörler bu taktiği zaman zaman deniyorlar ve bu taktiği kulüp sistemi haline getirenler var. Oyuncu uyumu, kadro kalitesi ve bu sistemi oyuncularına anlatıp oynatabilecek teknik direktörler başarılı oluyorlar. Ancak sen kadronun bu taktiği kaldırıp kaldıramayacağına bakmadan sırf laf olsun diye 4-3-3 oynatırsan takımına, başarısız olmaya mahkumsun. Şu anki kadro kalitesiyle Fenebahçe bu sistemi asla oynayamaz misal. Çizgiye inme özürlü Mehmet Topuz'dan tek orta gelmez sağ taraftan. Ortasaha ketumlaşır, bol bol gol yenir ve çapsız Güiza çok az gol pozisyonuna girer.

Brezilya Milli Takımı'nın teknik direktörü Dunga, dün Tanzanya Milli Takımı'yla yaptıkları hazırlık maçında 4-3-3'ü denedi. Ortada Gilberto Silva - Felipe Melo - Elano üçlüsü, ileride Kaka - Robinho ve Luis Fabiano. 5-1 yendiler. Ne olursa olsun ölçü olamaz ama Tanzanya hiç de fena oynamadı. Skor maçı yansıtmıyor. Bana göre eğer bu sistemle yola devam ederlerse bırak çeyrek veya yarı finali, gruptan çıkamazlar. 4-3-3'ü oynayabilecek bir kadrosu olduğunu düşünmüyorum Brezilya'nın. Çok poziyon verirler. Bu tarz açık futbol yerine daha garanti bir futbol tercih etmeliler. Zira ortasahada oynayan oyuncular bana göre üst düzey futbolcular değiller. Gilberto Silva yaşlandı, Felipe Melo istikrarsız, Elano takımı ayağa kaldırabilecek, Dünya Kupası'nın ağırlığını taşıyabilecek çapta değil, Josue ve Diego ise kapalı kutu. Elle tutulur bir tek Kaka var. İşi zor Dunga'nın.

Juventus'un İki Hedefi


Resmi olarak 2002-03 sezonundan bu yana İtalya Şampiyonluğuna ulaşamayan Juventus eski günlerine dönmek istiyor. Bunun için de yoğun bir transfer harekatı var Torino ekibinde. İlk hedefleri Udineseli Simone Pepe. Oyuncu ve kulüple anlaştılar ve 10 milyon euro'luk bonservis bedelini 4 yıla yayacaklar. Pepe de "Juventus formasını giymeyi çok istiyorum. İmza mı? Sanırım Dünya Kupası'ndan sonra olacak" demiş. Dünya Kupası'ndan sonra ilk olarak Pepe ile oturacaklar masaya.

İkinci hedefleri ise şu sıralar Türk basınında en çok yer alan isimlerden biri olan CSKA Moskovalı Milos Krasic. Çokça sefer büyük bir lige gitmek istediğini ve kendisini daha iyi şekilde göstermek istediğini söylemişti. Bu yüzden Fenerbahçe'nin daha iyi teklifini geri çevirip Juventus'a gideceği konuşuluyor. Juventus Krasic ile prensipte anlaştı ancak kulübüyle bonservis konusunda anlaşamıyorlar. CSKA 15 milyon euro istiyor, Juventus ise 12.5 milyonda diretiyor. Bence en kısa zamanda orta yolunu bulup bu işi bitiriler. İmza mı? Juventus elini sıkı tutmak istiyor ve Dünya Kupası'ndan önce bu transferi halletme derdinde. Zira Krasic'in Dünya Kupası'nda göstereceği olası bir güzel performans, Juventus'tan daha çekici takımların transfer listesine girmesine sebep olabilir.

Ayıp Oldu Rooney


Bir zamanlar Türkiye'nin magazin gündeminin bir numarasıydı Kompela. Her gün verdiği demeçlerle paparazzilerin ekmek kapısıydı. Şimdi Güney Afrika liginde Platinum Starts'ı çalıştırıyor. O takım dün İngiltere ile bir hazırlık maçı yaptı. İngiltere maçı 3-0 kazandı. Buraya kadar her şey normal. Normal olmayan, ya da çok fazla görmediğimiz olay ise şu: Rooney bir sert hareket sonrasında hakemden sarı kart görüyor ve hakeme "O... çocuğu" diyor. Hakem bunu maç esnasında görmüyor ama televizyondan tekrarını izleyince Rooney'nin ne dediği anlaşılıyor. Bir diğer mesele ise, takımın ilk yarıdaki ruhsuz futbolundan rahatsız olan Fabio Capello soyunma odasından geç çıkıyor, bir anlamda takımı protesto ediyor. Maçtan sonra Rooney'nin ettiği küfür kendisine hatırlatılınca da Rooney'nin yaptığı yanlış için kızgınlığını ifade ediyor, yapmaması gerektiğini söylüyor. Rooney'nin takım arkadaşı Jermain Defoe da kendisine çıkışanlardan.

Bu arada İngiltere Milli Takımı, bu kadar zayıf bir takıma karşı bile kötü oynadığı için eleştirildi. Capello sinirli, İngiliz medyası sorunu bulmaya çalışıyor. Takımın en önemli isimlerinden Gareth Barry'nin kupanın ilk maçına yetişemeyeceği söyleniyor. İngiltere bir sürpriz yapabilir, dikkat etmek lazım.

Cannavaro Al Ahli'de


Juventus Cannavaro'nun sözleşmesini yenilemeyeceğini açıklayınca ilginç bir boşluk oluşmuştu. İtalya Milli Takımı'nın kaptanının antreman yaptığı kulübü yoktu! Boştaydı. Kariyeri başarılarla dolu Cannavaro'nun. Lig şampiyonlukları, Avrupa şampiyonlukları, milli takımla dünya şampiyonluğu vs. En önemlilerinden biri de Fifa Yılın Futbolcusu ödülü. Bir defans futbolcusu olarak bu ödülü alan ilk ve hala tek futbolcu. Artık 36 yaşında ve kariyerinin son günlerini yaşıyor. Yolu Dubai'ye düştü. Birleşik Arap Emirlikleri liginin Al-Ahli Dubai takımına transfer oldu. Belki Arap şeyhlerinin verdiği kadar para veremezler ancak bizim ligimizdeki takımların neden hiçbiri teklif götürmüyor? Daha az paraya daha popüler bir ligde oynamayı bence 1 sene de olsa kabul ederdi. Tecrübesiyle o takıma çok şey katardı. Ama hiçbir takımımız böyle bir şey düşünmüyor. Neyse; hayırlısı olsun Cannavaro için, ya Allah!

7 Haziran 2010 Pazartesi

Guti, Schuster ve Beşiktaş


Fenerbahçe ve Beşiktaş hocalarını arıyorlar. Sezonu ikinci bitiren Fenerbahçe büyük ihtimalle Daum'u kovacak ve yerine yabancı bir teknik direktör getirecek. Basındaki Aykut Kocaman haberlerinin hiçbirine inanmıyorum, bence Aziz Yıldırım Aykut Kocaman'a bu kadar büyük görev vermez. Beşiktaş'ta ise Mustafa Denizli sağlık sorunları yüzünden görevini bıraktı. Yönetim kurulu toplantısında 18 oyun 16'sı yabancı teknik direktör getirilmesi yönünde. Büyük bir ihtimalle yabancı birini getirecekler. Başkan Yıldırım Demirören Mustafa Denizli'nin veda konuşmasında 6 hocayla görüşeceklerini söyledi. Basında Real Madrid'in eski teknik direktörü Bernd Schuster'in adı sıklıkla geçiyor. Söylenenlere göre yanında da eski öğrencisi Guti'yi getirecek.

Öncelikle şunu sormak lazım: Schuster Beşiktaş'a uygun mudur? Bana göre son derece uygundur.

Peki yanında getireceği söylenen Guti bu sistemin işleyen bir tarzı olabilir mi? Her şeyden önce şunu söylemek lazım ki, Guti kesinlikle kötü bir futbolcu değildir ve benim Avrupa'da en sevdiğim 5-6 futbolcudan biridir. Oynadığı futbolla ilk 5-6'ya elbetteki giremez ama sempatik tavırları ve oynadığı zarif oyun çok çekicidir. Ancak bir problemi var: Koşmuyor. Schuster eğer Beşiktaş'a gelir ve gelirken de yanında Guti'yi getirirse çok büyük bir ihtimalle Fenerbahçe'nin Alex'le yaşadığı problemleri yaşar. Çünkü Guti'nin oyun yapısı, karakteri bu. Futbol yeteneğinin tamamını hücumda kullanıyor, işin defansif kısmında yalnızca takımı yönlendirmede katkı sağlıyor. Atacağı paslar, çekeceği şutlar, vereceği demeçler taraftarın kendisini çok sevmesini sağlayacaktır ancak Beşiktaş'ın defansif anlamda sorun çekmesine de sebep olabilir. Önemli olan ortasahada oynayacak oyuncuların pres gücüyle rakibi nasıl karşılayacağı ve toplu ve topsuz oyunda Guti'nin yarattığı defansif sıkıntıyı nasıl gidereceği.

Ben bir Fenerbahçeli olarak Guti'nin Beşiktaş'a gitmesini istemem ama bir futbolsever olarak kendisini bu ülkenin topraklarında izlemekten büyük keyif alırım. Zira Guti başka bir futbolcu...

5 Haziran 2010 Cumartesi

Robben'e Nazar Değdi


Dünya Kupası'na 1 haftadan daha az bir vakit kaldı ama kadrolara girecek futbolcular bir bir sakatlanıyor. Son olarak Pirlo, John Obi Mikel sakatlanmıştı. Bugün ise bir kara haber de portakallardan geldi. Macaristan'ı 6-1 yendikleri maçta 2 gol atan Robben maçın bitmesine 5 dakika kala topuk pası verirken sakatlık geçirdi. Hocası Marwijk kendisini Güney Afrika'ya gidecek olan kafileye almayacaklarını söyledi. Yarın MR'ı çekilecek, sonuç iyiyse tekrar Güney Afrika'ya gidecek. Oyuncu bulabilirsek izleyeceğiz bakalım Dünya Kupası'nı... Bu arada Macaristan'ın tek golünü adı Fenerbahçe'yle anılan Dzsudzsak attı.

4 Haziran 2010 Cuma

Tanaka'nın 5 Günü


Hızlı yaşa hızlı öl! Japonya Milli Takımı'nın stoperi Markus Tulio Tanaka'nın 5 gün içerisinde yaşadıklarını böyle ifade edebiliriz belki. 5 gün önce İngiltere ile yapılan hazırlık maçında takımının ilk golünü attı ve öne geçirdi, sonra döndü kendi kalesine attı ve durumu eşitledi. Yetmedi takım arkadaşı Nakazawa da kendi kalesine bir gol atınca 2-1 yenildiler. Aradan 5 gün geçti, Japonya'nın Fildişi Sahili ile oynadığı hazırlık maçında Tanaka kardeşimiz ilk önce Drogba'nın kolunu kırdı, sonra da kendi kalesine bir gol daha attı. Bravo... Dünya Kupası'nda da bu formunu sürdürürse Japonya'nın başına büyük iş açar benden söylemesi. Amma da Teneke'ymiş ha...

3 Haziran 2010 Perşembe

2010 Dünya Kupası Üzerine


Yaz döneminde kendi takımını izlememek ayrı bir dert, futbol izlememek ayrı bir dert. 2 yılda bir Avrupa Şampiyonası ya da Dünya Kupası izleyerek birazcık olsun gideriyoruz bu hasreti. Uzun süre futboldan ayrı kalmak bünyeye rahatsızlık veriyor zira.

2008 Avrupa Şampiyonası'nın üzerinden 2 yıl geçmiş. Nasıl olur yahu? Nihat'ın Çekler'e attığı üçüncü golden sonra koltukların üzerine zıplayışımın üzerinden 2 yıl mı geçti? Daha dün gibi aklımda halbuki...

Sırada 2010 Dünya Kupası var. Milli Takımımız'ın katılamadığı bir kupayı izlemek her daim daha az zevk vermiştir ancak bu turnuva da benim açımdan fazlasıyla heyecan vaadediyor.

Tek tek grupları ve takımları uzun uzun analiz edecek vaktim yok ancak birkaç takım hakkında iki kelam etmek lazım. A grubu en enteresan gruplardan biri. İlginç insan Raymond Domenech'in başında olduğu Fransa grubun favorisi. Şapkadan tavşan çıkaracak mı, çıkaracaksa bu sihir başına ne tür işler açacak Domenech'in bilemiyorum ama elindeki bu kadroyla en az bir çeyrek final görmesi lazım. Gözler A grubunda özellikle Meksika ve Uruguay üzerine olacak. Galatasaraylı Giovani dos Santos Meksika, içimizden biri Lugano ise Uruguay için kaptan olarak mücadele edecek. Güney Afrika ise evsahibi olarak sahaya çıkacak, vuvuzela seslerinden en az etkilenen takım olacak. Fransa ve Uruguay ilk 2 için favorilerim.

B grubu turnuvanın en az heyecan vaadeden gruplarından biri. Cambiasso ve Zanetti'yi kadroya almayarak büyük eleştiriler alan ve elinde gerçekten de turnuvanın en iyi kadrolarından biri olan Maradona, büyük bir yükün altına girdi. İlk 11'e kimi alacağını bile belirleyememiş henüz. Tam bir kapalı kutu Arjantin. Kaptanlığını 29 yaşındaki Manchester United'lı Park Ji-sung'ın yaptığı Güney Kore grubun en zayıf halkası. Yunanistan ise büyük bir ihtimalle yine katı bir defans sistemiyle mücadele edecek. Kadrolarında kalecileri çıkardığımızda toplam 20 futbolcuları var ve bu 20 futbolcunun 9'u defans oyuncusu. Hiç çekilmez Yunanlılar. Nijerya ise kadrosunda daha önce bu blogda bahsettiğimiz Kalu Uche'yi bulunduruyor. Tabi tanınmış birçok oyuncuları var. Odiah, John Obi Mikel, Chinedu Obasi, Kanu ve Obofemi Martins, bakalım takımlarını sırtlayabilecekler mi... İlk iki için favorilerim Arjantin ve Yunanistan.


C grubu'nda turnuvayı şampiyon olarak bitirebilecek takımlar listesinde favorilerimden olan İngiltere bulunuyor. Fabio Capello İngiltere'ye uzun yıllardır hasretini kurdukları bu kupayı getirmek istiyor. Takımını artık tanıyor ve bu grubun tartışmasız favorileri. Geçtiğimiz yaz Konfederasyon Kupası'nda büyük bir sürpriz yaparak İspanya'nın uzun zamandır elinde bulundurduğu yenilmezlik ünvanına 2-0'lık skorla son veren ve finalde Brezilya'ya ilk yarıda 2 gol atıp maçın 3-2'ye dönmesine engel olamayan ABD bulunuyor. Sırf Landon Donovan, Clint Dempsey ve Altidore için takip edilebilirler. Slovenya ve Cezair ise grubun diğer takımları. İlk iki için İngiltere ve ABD en öne çıkan takımlar.

D grubunda bulunan Almanya çok fazla sakat verdi. Özellikle kaptan Ballack'ın sakatlığı takımın neredeyse tamamını etkileyecek. Kaptanlık Lahm'a verildi ve ortasahada değişikliğe gidilecek. Mesut Özil takımın ataklarını yönlendirecek. Avustralya Galatasaraylılar'ın tüm turnuva boyunca en çok takip edeceği takımlardan olacak. Kaptan Lucas Neill ve takımın 10 numarası Harry Kewell soğuk ülkeden gelip sıcak iklimde top koşturacaklar. Eski dost Appiah takımı Gana'nın hem kaptanı hem de 10 numarası. İşi zor Gana'nın. Sırbistan ise kadrosunda bu sezon çok iyi bir performans göstermiş futbolcuları barındırıyor. Chelseali Ivanovic ve Manchesterlı Vidic bunlardan yalnızca ikisi. Stankovic, Milos Krasic, Jovanovic, Pantelic ve Zigic takımın en önemli futbolcuları. İlk iki için tahminim Almanya ve Sırbistan.

E grubunda Hollanda favori. Özellikle bu sezon takımlarında çok iyi futbol ortaya koyan Wesley Sneijder ve Robben en önemli kozlarından olacak portakalların. Bir süre önce teknik direktör krizi yaşayan ama aynı hocayla devam etme kararı alan Japonya, Danimarka ve Kamerun birbirlerine denk takımlar. Hollanda kesin birinci ama ikinci için ise tahmin yürütmek zor.

F grubu en az heyecan vaadeden grup. Savunma futbolu oynayan İtalya, Paraguay, Beşiktaşlı Holosko'nun takımı Slovakya ve kendileri hakkında çok fazla bilgimin olmadığı Yeni Zellanda mücadele ediyor. İtalya ile beraber Slovakya grubun ilk 2 için en favori takımları.


Ve Brezilya! G grubu turnuvanın en zevkli geçmesi muhtemel grubu. Brezilya ve Portekiz favoriler ancak Fildişi Sahili'nin bu iki takımı zorlayacağını düşünüyorum. Dunga birçok futbolcuyu kadoya alıp almadığı için eleştirdi ancak kanlarında var bu turnuva Brezilyalılar'ın. Kadro ve sisteme bakmaksızın her daim kupada var olmuşlardır. Cristiano Ronaldo'nun önderliğinde Portekiz takip edilmesi gereken takımlardan. Nani parlayabilir.

Ve son olarak H grubu. Turnuvanın favorisi olarak gördüğüm İspanya harbiden kolay bir gruba düştü. Kendilerini zorlayacak hiçbir takım yok. Sahayı ilmek ilmek örerek parselleyen oyun sistemlerinde dünyada da kendilerini zorlayacak takım sayısı hayli az. İkinci ise büyük ihtimalle İsviçre.

Benim turnuvadaki favori takımım dediğim gibi İspanya. Fransa'nın çeyrek finalden öteye gidemeyeceğini düşünüyorum. Brezilya'ya da çok fazla güvenmemek gerek, bana göre çok iyi kadroları yok. Yarı finale kalacak 4 takım hakkında tahmin yapayım: İspanya, Almanya, İngiltere ve Hollanda. İtalya'ya da güvenemiyorum. Almanya'yı ilk 4'e yazmama rağmen sıkıntı çektiği kadrosuyla yarı finale kalabilir mi, onu da bilemiyorum. Ama İngiltere'ye karşı nedense içimde başarılı olacaklarına dair bir his var. Sürpriz takımlarım ise Uruguay ve Sırbistan.

Umarım keyifli, bol gollü ve az olaylı bir turnuva olur. Hadi hayırlısı.

Rafael Benitez'le Yollar Ayrıldı


Şu fotoğrafa baktıktan sonra ne dersiniz? Benitez'in hangi özelliğini hatırlarsınız? Google'da resim ararken bu resmi gördüğüm ilk an aklıma gelen şey, Benitez'in antremanda bir futbolcusunun yanlış hareket yaptığını görmesi ve sonrasında "Evladım buraya gel" demesidir. Bir özelliğini, belki de en önemli özelliğini hatırlatıyor bana: Yanlış giden şeylere karşı hep bir tepki vermesi, oyun içinde yalnızca bir taktiğe bağlı kalmaması ve oyuncularına sürekli uyarılarda bulunması, takıma kendini adaması ve takımı iyi yola sokmak için sürekli uğraşması. Görevinin henüz başında Şampiyonlar Ligi'nde takımı şampiyon yapması Liverpool'a gönül verenler için asla unutulmayacaktır ancak Premier Lig'de şampiyon yapamadan ayrılan sayısız teknik direktörden de biridir. Aslında büyük ölçüde bu yüzden getirilmişti göreve. Belki Chelsea ve Manchester United kadar bolluk içinde yüzmedi takımı ama geçen sezonu saymazsak dördüncülükten aşağıda olmadılar hiç. Liverpool onun zamanında şampiyonluğa en fazla 2008-09 sezonunda yaklaşmıştı, 2. olmuştu. Bunun dışında ligde şampiyonluğu kovalamadılar hiçbir zaman ancak, ritmini bulduğunda takımına müthiş futbol oynatan bir adamdı.

Bu sezon ligde takımı bütün hedeflerden uzaklaştırması ve Europe Cup'ta yarı finalden öteye taşıyamaması sonu oldu. Görevden aldılar Rafa'yı. Zorluk çıkarmadan, sessiz sedasız çekti gitti. 16 milyon euro'luk tazminatını da görüşmeler sonucu 3 milyon'a indirdi ve görevden ayrıldı.

Benitez için kariyerini lekeleyici bir şey değil bu elbette ancak Liverpool için yeni bir başlangıçtır kesinlikle. Liverpool tarihi adına net bir çizgi çizmiştir Benitez, o çizgiyi başarıyla devam ettirecek olanlar da şu an yeni bir hoca arayışındalar. Martin O'Neill en öne çıkan isim. Uzun zamandır Aston Villa'da kariyerine başarıyla devam eden O'Neill teklif gelse hayır demez sanıyorum.

Benitez ise yola Inter'le devam edecek gibi. Jose Mourinho'nun Real Madrid'e gitmesinden sonra Inter başkanı Massimo Moratti yeni teknik direktörlerinin arasında birçok ismin bulunduğunu hatta direk bu isimleri söylemişti. "Capello'nun Dünya Kupası'ndan sonra İngiltere Milli Takımı'nı bırakmasını istiyorum" demecinden sonra geçtiğimiz günlerde "Rafael Benitez'i Inter'in başında görmek isterim" demişti ancak kulüple olan kontratını engel olarak göstermişti. Şimdi ortada kontrat falan yok, ödenecek tazminat da yok. Capello'yu 1 ay beklemek yerine Benitez'i bir an önce takımın başına getirebilirler. İyi de ederler bana kalırsa. Benitez-Inter-Serie A üçlüsü birbirine yakışıyor.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Fenerbahçe Ülker Şampiyon


Sanıyorum Türk basketbol tarihinin en rahat final maçlarından biri olmuştur bu maç. Daha ilk çeyreğin henüz başında fark 20'ye çıkınca maç orda bitmişti aslında. Ben Efes'in toparlayacağını, öne geçmese bile farkı eriteceğini sanıyordum ama kafa olarak bitirdi bu kadar geri düşmeleri onları ve bir ara 33'e kadar yükseldi fark.

Fenerbahçe Ülker son 4 senede sürekli final oynuyor ve 1'sini kaybedip 3'ünü kazandı ve bir sezon aradan sonra şampiyon oldu. Toplamda 4. şampiyonluk bu ancak sayıların çok da önemi yok; bu bir son değil; başlangıç.

Enkaz denebilecek bir takımı alıp dirilten Ertuğrul Erdoğan'a ayrıca teşekkür etmek gerek, muazzam bir iş başardı.

Emeği geçen herkese teşekkürler ve tebrikler!

1 Haziran 2010 Salı

Katarzyna Skowronska




Blogda bu tarz fotolar yayınlamıyorum ama bu hanım kızımız Fenerbahçe Acıbadem forması giyecek gelecek sezon. Kendisi hakkında herhangi bir bilgim yok, nasıl bir oyuncu olduğunu bilmiyorum, önemli de değil zaten. Göze hitap eden bir voleybolcu. Çok şirin.

Hemen kendisine bir hatırlatma yapayım, Seda Tokatlıoğlu ile aramızda hiçbir şey yok, hepsi basının uydurması :)

Hayırlı olsun bakalım bu yazılışı ve okunuşu zor bir isme sahip olan yeni transferimiz.

Ne Aramıştınız

''Hayata dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.''
Albert Camus.

Popüler Yazılar

Zİyaretçİler

Futbol Blog. Blogger tarafından desteklenmektedir.