Futbolculuk ilginç meslek. Bunu edebi bir ifade olarak algılamayın, spesifik bir şeyden bahsediyorum. Gökhan Ünal Kayserispor'dayken Galatasaray'a attığı iki golden sonra verdiği demeçte "Fenerbahçeli'yim, Hakan Şükür idolüm, hedefim Beşiktaş." demişti. Kaderin cilvesine bakın ki; 2 sene sonra Trabzonspor'a transfer oldu! Trabzonspor'dayken bir röportajında "Bu sene şampiyon olmak istiyoruz. Eğer bunu başarırsak bu kadro efsane olur." şeklinde bir demeç vermişti. Dün akşamki maçtan sonra da "Galibiyeti kaçıran taraf biziz." dedi. Hangi takıma gidersen o takıma ait oluyorsun ve olay sen-ben çerçevesinden çıkıp biz-onlar mertebesine erişiyor. Ve taraftar da bunu kabulleniyor. 2 ay önce gol attığın takıma, 2 ay sonra transfer olup, forması altında gol attığın takım için "onlar" diye konuşuyorsun. "Biz daha iyiydik." vs. Futbolculuk ilginç meslek vesselam...15 Şubat 2010 Pazartesi
Futbolculuk ilginç meslek. Bunu edebi bir ifade olarak algılamayın, spesifik bir şeyden bahsediyorum. Gökhan Ünal Kayserispor'dayken Galatasaray'a attığı iki golden sonra verdiği demeçte "Fenerbahçeli'yim, Hakan Şükür idolüm, hedefim Beşiktaş." demişti. Kaderin cilvesine bakın ki; 2 sene sonra Trabzonspor'a transfer oldu! Trabzonspor'dayken bir röportajında "Bu sene şampiyon olmak istiyoruz. Eğer bunu başarırsak bu kadro efsane olur." şeklinde bir demeç vermişti. Dün akşamki maçtan sonra da "Galibiyeti kaçıran taraf biziz." dedi. Hangi takıma gidersen o takıma ait oluyorsun ve olay sen-ben çerçevesinden çıkıp biz-onlar mertebesine erişiyor. Ve taraftar da bunu kabulleniyor. 2 ay önce gol attığın takıma, 2 ay sonra transfer olup, forması altında gol attığın takım için "onlar" diye konuşuyorsun. "Biz daha iyiydik." vs. Futbolculuk ilginç meslek vesselam...14 Şubat 2010 Pazar
Bolton ilk yarının tamamında oyuna hakimdi. Hem defansif anlamda hem de ofansif anlamda çok disiplinli oynadılar. Etkili bölgede pres yaptılar, etkili paslar yaptılar ve birçok da pozisyona girdiler. Tottenham'ın ilk yarıdaki pasifliğinin sebebi buydu. Boltonlı oyuncular sahaya çok iyi yerleştiler ve Tottenham'ın üst üste 3 pas yapmasına izin vermediler. Bu dönemde Crouch ve Defoe çok etkisizdi. Tottenham çok yaslanınca hırslı Bolton karşısında zorlandı. Birçok pozisyona giren Bolton nihayet mükemmel bir organizasyonla golü buldu. Davies'in golü şahaneydi.
İlk yarıda yüksek tempo ve Bolton'ın tek kale oynadığı bir futbol seyrettik. İkinci yarıda Tottenham silkindi ve oyuna ortak oldu. İki takım da ortasahayı çok hızlı geçti ve top bir o kalede bir bu kaledeydi. İkinci yarıya çok hızlı başlayan Tottenham'ın 2 topu direkten döndü ancak istedikleri golü buldular. Defoe affetmedi ve durum 1-1 oldu. Eşitlikten sonra tempo düştü. Yorulan Bolton pek etki gösteremedi. Tottenham nispeten daha canlı gözüktü ve bir penaltı kazandılar. Ancak kaçırdılar. Maçın kırılma anı buydu. Bolton da arada sırada yükleniyordu ancak bu ataklar ilk yarıdaki gibi iştahlı değildi, cılızdı. 75'ten sonra maçta tempo iyice düştü ve kısır bir ortasaha mücadelesi izledik.FA CUP'ta çeyrek finale çıkacak olan takım Tottenham'ın sahasında oynanacak maçta belirli olacak.
Goller: Davies (34), Defoe (61)
Yalnızca Real Madrid için değil, her takım için geçerli olan bir şey vardır: Sürüyle transfer yaparsanız takım bütünlüğünü sağlayamaz, istikrarsız sonuçlar alırsınız. Ancak takımınızda Kaka, Xabi Alonso ve Lass Diarra varsa bazen bu geçerli olamayabiliyor. Ayağında top tutmayıp hep yararlı şeyler yapmaya çalışan Kaka, yana, ileriye, geriye; uzun veya kısa, attığı bütün toplarda isabet bulduran bir Xabi Alonso ve yardıma ihtiyacı olanlara elini kolunu açıp yardım eden bir Diarra.Real Madrid Xerez'i çerez gibi yemedi. Bu çok saçma olur. Özellikle ilk yarının ortalarına doğru müthiş disiplinli defans yapan Xerez'e karşı zorlandı, ama pozisyon buldu. C. Ronaldo bütün yüksek topları aldı, Xabi Alonso uzaktan şut çekip dengeleri bozdu ve Kaka Xerez ortasahasını darmaduman etti. Türkiye Ligi'nde Sivasspor-Fenerbahçe maçını izliyorsun, 2 hafta sonra dönüp bu maçı izliyorsun ve beyin karmaşası yaşıyorsun. Sivasspor'un yaptığı savunmaya bak, Xerez'in savunmasına. Xerez, ilk yarı boyunca neredeyse hiç pozisyon bulamadı. Bunun nedeni korkaklıkları. Real Madrid sağlı soğlu yüklendikçe pek de yapacak bir şeyleri kalmadı zaten. Real Madridli ortasaha oyuncuları ortasahayı geçerlerken büyük bir baskı ile kaşılaştılar. Xerez iyi pres yaptı. Ancak Real Madrid bunu kırdı. Cezasahasının çevresinde top çevirdiler ama yeteri kadar pozisyon bulamadılar. Nedeni de çok iyi kapanan ve kusursuz bir alan savunması yapan Xerez'di. Dişe-diş bir mücadele olsaydı Xerez bir kontraatakla golü bile bulabilirdi. Ancak Real Madrid'de yıldız sayısı fazla. Xerez korkaklığından dolayı 3 kişi toplanıp hücuma bile çıkamadı. Bu arada ilk yarıda Real Madrid çok sert oynadı, tam 13 faul yaptı.
İkinci yarıda Xerez biraz açılayım derken kalesinde golü gördü. Çok dramatikti hakikaten. Teknik direktör "biraz açılın" diyor ve saniyesi dolmadan gol yiyorsun; bütün yaptığın katı defansın hiçbir anlamı kalmıyor. Futbol garip oyun. Real Madrid yıldız farkıyla 7 dakikada 3 gol buldu. 70'ten sonra tempo düştü. Bunda Real Madrid'in Şampiyonlar Ligi'nde Lyon'la oynayacağı maçın etkisi var tabii ki. Kaka ve Xabi Alonso'yu yanına oturttu Pelegrini. Bundan sonra tipik bir Türkiye Ligi'nde oynanan büyük takım-küçük takım maçı seyrettik. Düşük tempo ve küçük takımın cılız ataklarını karşılayan büyük takım...Real Madrid 3 gol atarak La Liga'nın en golcü takımı oldu (53 gol). Şimdi Atletico Madrid'in Barcelonalılar'ı üzmelerini bekleyecekler.
XEREZ: Renan; Redondo, Gioda, Aythami, Casado; Keita, Moreno (min.73 Alustiza), Carlos Calvo (min.73 Abel), Momo, Víctor Sánchez; Mario Bermejo (min. 79 Antonito)
REAL MADRID: Casillas, Arbeloa, Garay, Ramos, Marcelo; Lass, Xabi Alonso (min. 73 M. Diarra), Granero, Kaká (min.75 Direnthe); Cristiano Ronaldo e Higuaín (min. 66 Raul).
Los Goles: Arbeloa (min. 64), C. Ronaldo (min. 70, 72)
13 Şubat 2010 Cumartesi
Ha, unutmadan: Alex, sorulan sorulardan en güzelini seçip o soruyu soran kişiye imzalı bir forma hediye edecekmiş; merakla bekliyorum...
12 Şubat 2010 Cuma
Şenol Güneş, en azından derli toplu bir takım yaratmış. Seyircisi olmamasına rağmen benim desteklediğim İstanbul Belediyespor'u 1-1 ve 1-0'lık skorlarla saf dışı bıraktılar. Antalya sıcaklarında Necati Ateş konseri vardı; Galatasaray bayılıp evine döndü. Ortasahada iki pas üst üste yapamayan, buldukları pozisyonları cömertçe harcayan Antalyaspor kupanın sürprizini yaptı. Kadıköylüler 3-0'ın rehavetiyle az kala Bursaspor'a elenip büyük bir hüsrana uğrayacaklardı. Ancak son dakikaları seven Güiza, Fenerbahçeliler'in yüreğine suyu serpmekle kalmadı, takımını yarı finale taşıyan isim oldu. Ligin son sıralarında canla başla mücadele eden iki takım olan Manisaspor ve Denizlispor'un karşılaştığı iki maçta da gülen ve sonunda yarı finale çıkan takım Manisaspor oldu. Denizlispor maç kazanamama istikrarını sürdürürken büyük bir sıkıntıya girdi. Böylece yarı finalde Fenerbahçe'nin rakibi Manisaspor, Trabzonspor'un rakibi ise Antalyaspor oldu. İlk maçlar 24 Mart, rövanşlar ise 14 Nisan'da. Final ise 5 Mayıs'ta. Final için en büyük favoriler tabii ki Fenerbahçe ile Trabzonspor. Ancak 1 hafta önce Fenerbahçe ile Galatasaray derken şu an her şey tersine döndü. Manisaspor-Antalyaspor finali bile izleyebiliriz... Yani şu andan itibaren tahmin yürütmek çok da anlamlı gözükmüyor. 9 Şubat 2010 Salı
Yöneticiler, yönetici oldukları takımın sahipleri değiller. İster milyon dolarlık yatırımlar yapsınlar, ister Şampiyonlar Ligi'nde final oynatsınlar, kendileri gelip gidicidir...Bir takım hakkında isteyen kişi, saygı sınırını aşmadan istediği gibi yorum yapabilir. Buna yöneticiler de dahil. Bir kulübün başkanı diğer kulüpler hakkında yorum yapabilmeli. Ülkemizde genelde buna pek pirim tanınmaz. Susacaksın. Düşman olacaksın. Asıl amacı rekabet; dolayısıyla eğlence olan bir oyunda rekabeti genişletecek hiçbir açıklama yapmayacaksın. Çünkü istenen şey bu.
Aziz Yıldırım "3 yıl üst üste şampiyon olacağız" dediğinde kıyamet koptu. Hatta Yıldırım Demirören "Nasıl bu kadar iddialı konuşabilirler. Federasyon bunu incelemeli." diyecek kadar işi büyüttü. Ne var bunda? Bir kulüp başkanı böyle bir hedef koyamaz mı? Bu tür açıklamalar rekabeti büyütmez mi aslında? Yıldırım Demirören'in çıkıp "Hayır kardeşim. Fenerbahçe değil, biz 3 yıl üst üste şampiyon olacağız" demesi çok şık olurdu. Ama demez. Diyemez. Dedirtmezler. Çünkü beklenti bu yönde değil. Eğer karşındaki bir iddia ortaya koyuyorsa, kesin bunun altında bir şey vardır. Hemen soruşturma açılmalıdır. Hatta kulüp kapatılmalıdır. Ben bu konuda daha özgür düşünüyorum. İsteyen başkan saygı sınırlarını aşmadığı sürece istediği iddiayı ortaya atabilir, başka kulüpler hakkında yorumlarda bulunabilir. Sürekli kavga ortamı yaratmak benim bakış açıma ters.
Aziz Yıldırım Akşam Gazetesi'ne verdiği röportajda "Galatasaray yanlış transferler yaptı." dedi. Doğrudur veya yanlıştır, tartışılır. Bu cümlede Galatasaray'a hakaret amaçlı bir kelime var mı? Saygı sınırları aşılmış mı? Hayır. Bir kulüp başkanı diğer bir kulübün transferleri hakkında kendi görüşünü belirtmiş. Ama olmaz. Belirtemez. Belirtmemeli. Çünkü o bir başkan. O insan değil. O göndemi takip etmez, başka takımlar hakkında görüş belirtemez.
Doğal olarak Haldun Üstünel Aziz Yıldırım'ın bu açıklamalarına karşılık vermiş. Bakın ne diyor Sayın Üstünel:
"...Gerçek bir dünya markası olan Galatasaray'ın ezeli rakibinin başkanı, marka değerini yükseltmek isteyen Kulüpler Birliğini temsil ederken, bizim icraatlarımızla ilgili yorum yapması hiç de şık durmamaktadır. Kulüpler Birliği Başkanı Sayın Aziz Yıldırım'dan bizim transferlerimizle ilgili yorum yapmasını değil, sahada iki sezondur kasti tekmelerle sakatlanan oyuncularımız için çözüm bulmasını bekliyoruz.''
Benim hiç garibime gitmedi. Çünkü beklenti bu. Herkes Haldun Üstünel'in çıkıp sert açıklamalar yapmasını bekliyor. Hiçkimse "Biz yönetim olarak ihtiyacımız olan transferler yaptığımıza inanıyoruz ve bu transferlerin başarılı olmasını istiyoruz. Sayın Aziz Yıldırım'ın böyle bir açıklama yapması doğal. Bu, O'nun görüşü olabilir. Bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum." diye bir açıklama beklemiyor kendisinden. Hatta bana göre açıklama yapması bile anormal ama bu bile daha az acıklı.
"Marka değeri"nden bahsedenler genelde oynanan futbol üzerinden güzellemeler yapıyor. Bana göre ülkemizdeki futbol kültürünün değişmesi lazım. Taraftarını arkasına almış ağzında köpük biriken yöneticileri ben istemiyorum artık. En ufak bir eleştiride karşı cevap olarak daha sert bir üslupla açıklama yapan yöneticiler lütfen arınsın futbolumuzdan. Eleştirilere saygı duyan, üslubunu iyi ayarlayabilen, diğer kulüpleri düşman değil dost olarak gören yöneticilerimiz olursa marka değeri işte o zaman bir nebze olsun yükselir.
Fenerbahçe TV'de 2001-2002 sezonunun ilk yarısındaki Gaziantespor maçı gösterilirken maçı anlatan Ercan Taner'in "Yusuf... Bir vole aut!" demesi Yusuf Şimşek'in şu an Beşiktaş'ta oynadığını hatırlattı bana elbette.
Hangisinde daha çok sevindiğini bir kendisi bir de Allah bilir. Beşiktaş'a transfer olduğunda Beşiktaş Dergisi'nde röportajında "Çocukluğumda Beşiktaşlı'ydım" diyip bunu ispatlayacak bir de fotoğraf göstermişti. 8 Şubat 2010 Pazartesi

"Maç için çok fazla söylenecek bir şeye gerek yok." Bu kilişeye hayranımdır. Bunu birinden duyduysanız emin olun 1 saat mola vermeden konuşur. Maç için söylenecek oldukça fazla şey var. Ancak ben de teknik detaya girmek istemiyorum.
Fikstür avantajından bahsediyoruz ancak sanırım Kadıköy'deki maçları oynamadan kazanacağız gibi bir his oluşmuş camiada. Avantaj her zaman olumlu yansıyacak diye bir şey yok. Kasımpaşa geliyor, 3 tane atıp gidiyor, avantaj mavantaj kalmıyor ortada. Dolayısıyla bunlarla kendimizi kandırmayalım. Maçı izlediğim cafeden çıkarken milletin suratı beş karıştı. Ancak ben o kadar çok üzülmedim. Eğer Fenerbahçe kazansaydı çok sevinirdim ancak kaybettiği için ekstra bir üzüntüm olmadı. Zira sahada verilen mücadele skoru nötrledi.Koray Gencerler. 10 haftadır maç yönetmemişken böyle kritik bir maça verilmesi başlı başına bir MHK hatası, ancak bu hakem arkadaşımızın kötü bir hakemden ziyade kötü bir insan olduğunu düşünüyorum. Hani maçtan sonra bakarsınız özete, 10 kere izledikten sonra bile tam olarak karar veremezsiniz; işte ben orda hakeme hak veririm. Eleştirmem. Ancak kendisinin gözü önünde Güiza'nın düşürülmesine tereddütsüz "devam devam" diyen bir hakemden bahsediyoruz. Maçın başından beri Fenerbahçeli futbolcuların ayağını kırmakla meşgul olan Diyarbakırsporlu futbolculara hiçbir kart göstermeyip yalnızca "bana faul yaptı" diyen Güiza'ya sarı kart vermesi gülünç. Mehmet Topuz'a kırmızı verip aynı hareketi yapan Barış Ataş'a sarı vermesi facia... 5 dakika uzayan maçın içinde 3 dakika daha duraklamalar olduğu halde 4.55'te maçı bitirmesi konusuna ise hiç girmiyorum...
Gelelim Daum'un "Burda aldığımız 1 puanın bize neler getireceğini sezon sonunda göreceğiz." açıklamasına. Çok doğru. Diyarbakırspor'a karşı kendi evinde müthiş mücadele edip 1 gol attı ve onu da kornerden attı Fenerbahçe; ancak ligdeki her rakip Diyarbakırspor gibi 11 kişi defans yapmaz. Özellikle düşmemeye oynayan Manisa; Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursa, Kayseri, Antalya, Eskişehir, Kasımpaşa gibi takımlar sürekli defans yapmaktan ziyade dişe diş mücadele eden takımlar. Fenerbahçe şu an ligde fizik olarak en iyi takım. Ve iyi bir gününde hiçbir rakip kolay kolay Fenerbahçe'ye karşı top çevirip yoramaz. Dolayısıyla bu maçta ortaya konan mücadele eğer devam ederse Fenerbahçe'nin 5-6 puan farkla şampiyon olması muhtemel.Ligin ikinci yarısı başlamadan evvel Galatasaray'ın şampiyon olacağını düşünüyordum. Fenerbahçe birçok sorunla boğuşuyordu ve kötü de oynuyordu. Ancak ibre tam tersine döndü. Galatasaray'ın sakatlıklarla başı belada ve oyuncuları formsuz. Galatasaray'ın maçları artık zevk vermiyor. Şu an Fenerbahçe'nin şampiyon olacağını düşünüyorum. Tabii bu azim devam ederse...
Maçtan sonra gelişen kötü şeyler de haftaya Güiza ve Mehmet Topuz'un cezalı, Lugano'nun sakat olması. Önder'e ilk 11 yolu gözüktü...



4 Şubat 2010 Perşembe
1 Şubat 2010 Pazartesi
Bundan 3 yıl önce Gençlerbirliği'nden Fenerbahçe'ye geldiğinde herkes gibi ben de umutsuzdum. Yerli Roberto Carlos olan Mahmut Hanefi'den sonra Uğur Boral'ın da heba edileceğini düşünmüştüm. Bugün geldiği noktaya baktığımızda beklediğim şeyler gerçekleşti diyebilirim.Gençlerbirliği'nde klasik Anadolu takımları futbolcularının 1-2 gömlek üzerinde oynuyordu. Depar atarken birden durup rakibinin ters tarafından geçişi, topla hızlıyken sağ ayağıyla düzeltebilmesi onu farklı kılıyordu. Savruktu ama kaliteliydi. "Potansiyeli yüksek" biriydi.
Bazı futbolcuları özellikle hatırlatan maçlar vardır. O maçı koparan, o futbolcu için özel olan maçlar. Uğur Boral'ın bu sene Fenerbahçe'deki 4. senesi. Geçen 3 yılda Uğur Boral'ın güzel oynadığı maçları hatırlamaya çalışıyorum ve aklıma Sevilla maçları ve CSKA Moskova maçı geliyor. Daniel Alves'i çaresiz bırakan bindirmeleri ve Moskova kalesine bıraktığı 2 gol Fenerbahçe taraftarının Uğur Boral'a ısınmasını sağlamıştı. Ancak bir türlü gerçek beklenen patlamayı yapamadı. Hala kendisine "Potansiyeli yüksek bir oyuncu, şans verilirse kendini ispat eder." gözüyle bakıyoruz. Bundan 5-6 yıl sonra yeşil sahalarda ismi anılmayacak. Ve belki de büyük bir yıldız parlamadan sönecek.
İzlemek istediğimiz bütün maçlara gitme imkanımız olmadığı için, maçları genelde televizyondan izleriz.Başka ülkelerde maç izleme konusunda bir problem var mı bilemiyorum ama, televizyondan maç izlemenin en zor olduğu ülke bence Türkiye’dir. Hatta belki de en zoru…
Bir takımı tutarsınız ve onun tüm maçlarını izlemek istersiniz, veyahut Türk Milli Takımı’nı desteklersiniz, olmadı yabancı liglerdeki takımlardan birini takip edersiniz. Bunların maçlarını da doğal olarak televizyondan seyretmek istersiniz. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Bir insanın yılda 10 maça gidecek gücü yoksa, televizyondan izlemek ister o maçları. Cipsinizi, kolanızı hazırlarsınız, televizyonu kendinize çevirirsiniz, koltuğa uzanırsınız ve maçı seyretmeye başlarsınız.
Ama bizim ülkemizde durum biraz daha değişiktir. Tv’den maç izlemek isterseniz, türlü türlü dijital platformlara üye olmanız gerekir. Ayrıca fiyatları da çok yüksektir. Bu normal karşılanabilir. Zira diğer ülkelerde de bu durum böyledir. Ancak asıl mevzu bundan sonra başlar. “Hah, maçı izliyeyeyim.” derken, birden cihaz arıza verir, sinyal yok yazısı çıkar, ses gider, renk kaybolur, yani yayın kesilir. Müşteri hizmetleri cevap vermez, dakikalarca bekletir, teknik servis işlemez, çağırırsınız geç gelir.
Bir de daha sinir eden bir durum vardır ki kendinizi enayi gibi hissedersiniz. Takımınızın deplasmanda oynadığı maçlar için ayrı bir ücret, yabancı ligleri izlemek için ayrı bir ücret, televizyonun saatine bakmak için ayrı bir ücret, yayın devam ederken tuvalate gitmek için ayrı bir ücret ödemeniz gerekir. Hatta bazen önceden ücretsiz dedikleri bir hizmet için sonradan ücret isterler. Her hareketiniz için para ödemek zorunda kalırsınız.
Bunlara sahip olamazsanız da kahvehane köşelerinde sürünmek zorunda kalırsınız. Bir maç izlemek için olmadık zamanda kahveye gidip tahta sandalyelerde k.çınızı çürütürsünüz. Soğuk bir akşamda evde cips yiyip kola içerken maç izlemek yerine, kroların olduğu mekanlara gidip sigara dumanları arasında, çekirdek kokuları arasında maçı izlemek için çaba gösterirsiniz. Ayrıca hayatınızda 3 yıl boyunca toplasanız duyamayacağınız küfürleri yalnızca 90 dakikada duyarsınız. Tuvalate gitmek için maçın 43. dakikasında yerinizden kalkmak zorunda kalırsınız, yoksa 10 kişinin arkasına geçip sıra beklemelisiniz. Ayrıca her maça verdiğiniz ücret ve çay paralarını toplasanız takımınızın kombine kartını alabileceğinin farkına sezon sonunda varırsınız.
Ola ki karasal bir yayında bir maça denk geldiniz. Durun hemen sevinmeyin, asıl şimdi yandınız. Altyazıyla sürekli bölünen, bu yüzden çoğu pozisyonun kaçtığı, tribünlerin bir kez olsun bile gösterilmediği, adını bile duymadığınız adamların yorumcu olduğu maçları izlemek zorunda kalırsınız. Rezalet kamera açıları ve ruhsuz spikerin yüzünden izlediğiniz maçtan zevk alamazsınız.
Yok şu yayıncı bunu yapmış, yok en büyük kanal bizmişiz, maçlar bizim kanalda izlenirmiş, bu maçtan sonra televizyonun ekranından ayrılmayın, maçtan sonra Dağlar Kızı Reyhan dizisi varmış, şöyleymiş böyleymiş… 90 dakika boyunca bunları dinlersiniz. Sanki oluşan pozisyonlar ekstra bir şeymiş gibi arada sırada “bu arada gol oldu sevgili seyirciler” diyen spikerin sesinden maçları dinlersiniz.
Ya da internet başında illegal yollarla maç izlemeye çalışır, nerede çalışan link, nerede ip değiştirme programı, nerede o yayının şifresi diye gezinir durursunuz siteden siteye. Adamın biri konuşur yayın donar, yarıda kesilir yayıncı kaçar, koca koca yazılar gelir ekrana… Türk Telekom erişimi yasaklar, zaten internet hızı ve bant genişliği bellidir, yasaklamasa da kare kare izletir maçı, tiksindirir sizi futboldan. 30 saniye yayının gelmesini beklersiniz, 5 saniye maçı izlersiniz, daha sonra bir 30 saniye daha beklersiniz…
Kısacası Türk taraftarlar için maç izlemek keyiften çok ötede artık derttir, çiledir, işkenceden başka bir şey değildir.
Ne Aramıştınız
Popüler Yazılar
-
*Cruzeiro'nun 2003 tarihli kadrosu. Büyütmek için üzerine tıklayın. Tanıdık isimler var değil mi? Ayaktakiler sol baştan: Maldonado, Art...
-
Şimdinin spor bakanı, zamanının Trabzonspor başkanı Faruk Özak'ın, bir Trabzonspor - Lazio maçından önce söylediği vecize. İçimden gülme...
-
Hani “Papaza kızıp da orucunu bozdu!” diye çok bilinen bir özdeyişimiz vardır... İşte aynı hesap... Fuat Saner de (Fotoda ayaktakilerden so...
-
Aykut Kocaman bence sezon başında teşhisi yanlış koydu. Medyadaki genel akıma o da kapıldı. Her şeyi Alex bozuyormuş gibi, nokta bir bakışla...
-
Fenerbahçe'nin altın karmasındaki iki yabancıdan biri Nijeryalı stoper Uche. O da Deniz adını alarak bizden biri oldu! ...
-
Galatasaray altın karmasının büyüleyici bir forveti var. Öyle ki Avrupa Gol Kralı Tanju Çolak bile yedek kulübesine mahkum oluyor! Kaleci Tu...
-
Değişik konular düşünüp kaçan şampiyonluğun acısını hafifletmeye çalışıyorum. Hele de bu tarz eğlenceli şeyler olunca kafam biraz olsun dağı...
-
Ekşisözlük'te Serhat Akın başlığını okurken güzel bir entry gözüme ilişti. İşte o entry: "fenerbahçe formasına 11 ağustos 2...
-
Blogda bu tarz fotolar yayınlamıyorum ama bu hanım kızımız Fenerbahçe Acıbadem forması giyecek gelecek sezon. Kendisi hakkında herhangi bir ...
-
Türk televizyonlarında bu kadar kısa sürede bu kadar değişime uğrayan başka bir dizi var mıdır merak ediyorum. Dizinin belkemikleri Leyla...
