Futbol ; Faİr Play, Cesaret, Mücadele ve Zafer...
kayserispor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kayserispor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2014 Çarşamba

Kayserierciyes Takım analizi

İyi günler! Bu yazımda size sadece bir takım hakkında analizlerimi sunmak ve bunları mantıklı bir çerçevede kanıtlamak için uğraşacağım. Umarım yazımda görülen hatalar asgari düzeyde olur.
Bahsetmek istediğim takım Kayseri Erciyesspor. Bu takım sene başlarken çok iddialıydı. Aldıkları ve kiraladıkları önemli oyuncular ve analizlerine bakacak olursak;
Björn Vleminckx: Geçen sene Gençlerbirliği’nde adeta harikalar yaratmıştı bu oyuncu. Bu nedenle Erciyes takımına geldi. Fakat hayal kırıklığından başka bir şey göremiyoruz.
Randall Azofeifa Corrales: Bu oyuncu da Vleminckx gibi Gençlerbirliği takımından geldi. Gençlerbirliği’nde bir istikrar abidesi olan ve büyük takımlara karşı oynadığı futbolla ilgileri toplayan oyuncu Kayseri Erciyesspor’a pek bir şey katmışa benzemiyor.
Senijad Ibricic: Kasımpaşa’dayken ismini duymaya alıştığımız oyuncu Kayseri ekibine geçtikten sonra adeta ortalıktan kayboldu. Takımın da kötü olması bunda başrol oynayan etmen gibi duruyor.
Yiğit Gökoğlan: Galatasaray’dan kiralanan bu oyuncu, Erciyes’e gittikten sonra isminden pek söz ettiremedi. Galatasaray’ın onu Kayseri’ye yollarkenki amacı tecrübe kazanması şeklinde gözükürken Kayseri macerası Yiğit için pek iyi gidiyora benzemiyor.
Pape Diakhate: Avrupa’nın üst düzey liglerinde oynamış bu oyuncu da Erciyes’e pek bir şey katmış gibi durmuyor. Oyuncunun CV’sinde Lyon olması ve Erciyes’e geldiğinde böyle bir durumla karşılaşması çok ilginç gözüküyor.
Georges Mandjek: Alman liglerini ve Fransız ligini gören futbolcunun Erciyes’e pek bir şey katmamış olduğunu görmek Erciyes yöneticileri için can sıkıcı olmalı.
Bakaye Traore: Milan gibi bir kulüpten gelen bir oyuncunun kulübe çok şey kazandırması beklenir ama Erciyes’in bulunduğu nokta bu yönde bir ışık vermiyor.
Cem Can: Spor Toto Süper Ligin gediklisi olan bu oyuncunun takıma katılışı başta bir avantaj gibi gözükse de takıma pek bir şey kattığı gözlemlenemedi.
Turgay Bahadır: Geçen sene İstanbul Büyükşehir Belediye’den tanıdığımız Turgay, bu sene de başarısız olan bir kulübün oyuncu listesinde yer almakta. Bu onun şanssızlığı sanırım.
Kısaca transferlerden bahsetmek gerekirse durum bu... Görüldüğü üzere yukarda bahsedilen transferlerden hiçbiri kalitesiz gibi durmuyor. Yine bu kaliteye yakın seviyede diğer transferler de var fakat hepsinden bahsetmek çok enikonu uzun olacağından kısa tutmaya çalıştık. Bu tür transferler yaparak başarısız olmak, bir kulübün isteyeceği en son şeylerden bir tanesidir. Ki, ellerindeki imkanlar da hiç fena değil. Sonuç itibariyle ülkenin en yeni statlarından biri olan Kadir Has stadında oynuyorlar maçlarını. Bakılırsa imkan olarak birçok süper lig takımını üçe dörde katladığı görülebilir. Hal böyleyken böyle bir başarısızlık tablosuyla karşılaşılıyorsa şapkayı öne koyup düşünmenin zamanı gelmiş de geçiyor bile sanırım. Benim bu başarısızlıkla ilgili fikrim takıma çok fazla transfer yapılmış olması ve iskeletin bir türlü oturtulamamış olması. Önceden bir takım iskeleti oturtulabilse belki de takım bu kadar kötü bir noktada olmayacaktı. Burada suçun büyük bir kısmı teknik kadroya düşüyor. Çünkü koca bir sezon geçmiş durumda ve hala bir istikrardan söz edilemiyor. Benim kanaatim PTT. 1. Ligden gelen kadro korunmuş olsaydı takımın daha da başarılı olabileceği yönünde. Yeni bir kadro oluşturmak ve sonrasında o kadrodan bir as 11 çıkarmak her zaman zor bir görev olmuştur. Erciyesspor bu sene bu durumla karşılaşmış ve şimdiye dek de bir türlü düzene oturamamıştır. Umarım Erciyes takımı önümüzdeki haftalarda bu imkanların ve kadronun hakkını vermeye başlar ve takımını mutlu eder. Yoksa PTT. 1. Lig Kayseri temsilcisi için pek de uzak gözükmüyor açıkçası..

2 Nisan 2010 Cuma

TSL'nin İlk Beşine Genel Bakış


İlginç bir lig yaşadığımız kesin. Hiçbir takım önündeki maç için umut vermiyor, kazanılan 3 puanlar yalnızca haftanın sonucu gibi gözüküyor. Detaya girmeden, okuyucuyu da yormadan, ligimizin 28. hafta itibari ile ilk 5 sırasını oluşturan takımları hakkında bir iki kelam edelim.

Fenerbahçe ile başlayalım. Geçen seneki uyuşukluktan sonra Daum'la kazanılan Süper Kupa ile iyi bir başlangıç yapıldı, lige de bomba gibi girildi. 8'de 8 yapıldı ve ondan sonra çöküş dönemi yaşandı. Yılmaz Vural'a şov imkanı bile verildi. Bu takım sezon başından beri 4-2-3-1 sistemi ile oynuyor. Alex'in olmadığı maçlar da dahil çift forvet oynanılan maç yok. Kasımpaşa maçı hariç ben hatırlamıyorum. Stoper ikilisi Lugano-Bilica'nın güven veren uyumu ve Cristian-Emre ikilisinin defansif ve ofansif katkıları Fenerbahçe'yi ayakta tuttu. Sezon başından beri 3 kilit ismi var Kanarya'nın. Lugano, Emre ve Alex. Bu üçünden herhangi birinin olmadığı hemen hemen her maçta puan kaybedildi. Sorunlu bölge sol taraf. Solda denenmeyen oyuncu kalmadı aylardır. Roberto Carlos, Andre Santos, Vederson, Uğur Boral ve Özer değişmeli olarak forma giydiler. Roberto Carlos'un önünde oynayan kişi değişti genelde ve yeni transfer Andre Santos fazlasıyla sırıttı ön tarafta. Carlos'un gidişiyle sol beke kendisi geçti ve bu sefer onun önünde Vederson ile Özer oynadı. Özer'in varolan sakatlığı ve o bölgede sıkışıp kalmasıyla yeteri kadar topu iyi kullanamaması, rakiplerin daha çok sağ taraftan hücum geliştirmesine sebep oldu. Vederson da hem geride hem ileride vasatı hiçbir zaman aşamamış birisi. Sol taraf çok tartışıldı ama iyi ya da kötü bu günlere gelindi. Uğur Boral sakatlanmasaydı, hız problemi yaşayan Fenerbahçe'ye çok yararlı olabilirdi, ama aranan zamanlarda yok ortalarda. Medyamız abuk subuk işlerle uğraşacağına yararlı bilgiler verseler iyi olur. Fenerbahçe'nin hücuma çıkarken kaptırdığı topların istatistiğini istiyorum. Bu takımın hücuma çıkarken neden eziyet çektiğiyle ilgili güzel bir yazı görmek istiyorum. Ama yok. En fazla yine kendimiz tartışıyoruz. Bana göre iyi bir sol açık bu takıma basamak atlatır.

Galatasaray'ı bu blogda tartışmıştık ama kısaca üzerinden bir kez daha geçelim. Frank Rijkaard'ın gelişi ile beraber her alanda oyuna hakim olan, rakibe basan, tempolu bir futbol beklendi ancak mevcut oyuncu kadrosu ile bu çok da mümkün gözükmüyor. Bırakın Rijkaard'ın Total Futbol'unu, Ömer Üründül'ün kollektif futbolunu bile oynayamıyor şu takım. Hücumda Kewell, Baros, Arda vardı ve Elano, Keita, Giovani, Jo transfer edildi ama ironiye bakın ki ortasaha Mustafa Sarp-Mehmet Topal ikilisine emanet edildi. Koca sezon boyunca ayağa paslarla rakibe üstünlük kuran bir takım izleyemedik. Çoğu zaman bireysel çabalarla geldi goller. Ve bakın; Baros, Kewell sakatlandı ve Arda formsuzlaşmaya başladı, Galatasaray gol sıkıntısı çekiyor. Keita ve Giovani olmasa Ankaraspor'dan kötü takım olacak Cim Bom. Bu takıma iyi bir sol bek ve iyi iki önlibero lazım.

Beşiktaş'a bakacak olursak her daim sıkıcı bir futbol oynayan, fazlaca defansif anlayışa sahip bir takım görüyoruz. Yarım gol olsa ona bile itiraz etmeyecek Mustafa Denizli. Takımın yükünü Rüştü, Ferrari, Ernst ve Bobo çekmeye devam ediyor. Beşiktaş'ın takım olarak istikrar sorunu çekmesinde kadrosunda bir istikrar sağlayamamasının da sebebi var. Gerçi Mustafa Denizli Ali Güneş'i forvet oynatmış bir adamdır, şaşırmamak lazım ama Ekrem Dağ'ın sol açık oynaması bazı şeyleri ifade ediyordur sanıyorum. Ortasaha ile forvette köprü oluşturacak bir futbolcunuz olmayınca yoğun olarak atak geliştiremiyorsunuz. Fink çok ofansif bir futbolcu değil, Ernst her ne kadar Almanya'da hiç hücuma katılmamasıyla tanınsa da bir nebze Beşiktaş'ta bu görevi üstlendi ancak o da bir yere kadar. Tello desen, gününde olmadığı zaman ızdırap çektiren bir isim. Yusuf zaten ne yiyip ne içiyor bilemiyorum, ne zaman Beşiktaş'la ilgili haber okusam sakatlığı var. Hal böyle olunca Mustafa Denizli'nin ortasasaha bolca rotasyona gitmesi normal. Örneğin Eskişehir maçınca İbrahim Toraman önliberoya gelmiş, Fink ve Ernst daha ileriye çıkmış ve Beşiktaş üstün bir futbol oynamıştı. Skoru değiştirecek yetenekli ayaklara da çok fazla sahip olmayınca günü gününe uymayan, ilginç bir takım ortaya çıkıyor. Beşiktaş'ın ligin en az gol yiyen takımı olması hiç de şaşırılacak bir şey değil!

Bursaspor'la devam edelim. Belki de hiçbir Anadolu takımı takım, yönetim, şehir ve medya olarak şampiyonluğa kenetlenmemişti bu kadar. Bursaspor diğer Anadolu takımlarından kalitesi olarak belirgin bir üstünlüğe sahip. Arka tarafı ön tarafından daha tecrübeli. Hücum oyuncularından Volkan Şen, Sercan Yıldırım, Turgay Bahadır ve Ozan İpek daha önce hiç bu tarz bir tecrübe yaşamamışlardı. Yine de ligimizin en golcü takımı şu anda Bursaspor. Ertuğrul Sağlam'ın korkmadan hücum etmelerini emrettiği takım, skor ve dakika ne olursa olsun gol arıyor. Bu hücumcu özelliklerini de Kadıköy'de Fenerbahçe'ye ve İnönü'de Beşiktaş'a 3'er gol atarak gösterdiler. Kendi evlerinde Galatasaray'ı yendiler. Sürekli hücumu düşünmek risk almak demektir. Bazen bu riski denemeye değer ama özellikle Avrupa'da bu tarz bir oyun sistemi tarihi farklara neden olur. Defansif ve ofansif dengelerin sağlanması lazım. Ligi kaçıncı sırada bitirirlerse bitirsinler, bu sezon Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'tan daha başarılı oldukları kesindir.

Trabzonspor'la bitirelim. Hugo Broos Belçika'da 3 kez yılın teknik direktörü seçilmiş, boş bir hoca değil. Ancak Trabzonlular ona katlanacak da değil! Üst üste alınan kötü sonuçların sonunda kendisine yol verdiler ve her zaman olduğu gibi Şenol Güneş ismi gündeme geldi. Biraz tribün baskısı, biraz da çaresizlikten ötürü Güney Kore'den getirdiler Şenol Hoca'yı. Şenol Güneş'ten sonra 5-6 kez maçlarını izledim ve kesinlikle medyada büyütüldüğü kadar iyi futbol oynamadıklarına kanaat getirdim. Bana göre Hugo Broos döneminden çok çok iyi futbol oynamıyorlar. Temel fark, futbolcuların artık daha özgüven kazanmaları ve camianın olaylara daha pozitif bakması. Benim babam Trabzonsporlu'dur. Maçları izledikten sonra benimle konuşur ve 3 puan kazandıkları maçlardan sonra bile takımı eleştirmekten çekinmez. Trabzonlular (yanlış anlaşılmasın, Trabzonlu değiliz), hatta daha geniş bakalım, Karadenizliler duygusaldır, çok çabuk sinirlenirler, çok çabuk fikir değiştirirler. Şenol Güneş'in gelmesiyle beraber ılımlı bir hava esiyor gibi gözükse de bu takım 5 maç üst üste kazanamayınca sonu Hugo Broos'a benzeyebilir. Bu arada Selçuk İnan'a sesleniyorum burdan: Yerim ulan o attığın pasları...

Ne Aramıştınız

''Hayata dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.''
Albert Camus.

Popüler Yazılar

Zİyaretçİler

Futbol Blog. Blogger tarafından desteklenmektedir.